Sosyolog Dergisi Bir DUSODER Yayınıdır

Kapatmak için ESC Tuşuna Basın

Sosyolojik Olarak Yalanın Anatomisi

          Yalan, bilinen ya da sezilen bir gerçeğin,   karşıdakini yanıltmak amacıyla bilinçli biçimde çarpıtılması, gizlenmesi ya da yerine başka bir anlatının konulmasıdır. Yalan yalnızca yanlış bilgi vermek değil, gerçeğin toplumsal bağlam içinde yeniden kurgulanmasıdır. Öyleyse yalan, doğru–yanlış sorunundan ziyade, niyet, güç ve ilişki meselesidir. 

      Yalan, bireysel bir ahlak sorunu olmanın ötesinde, toplumsal ilişkilerin, iktidar yapıların ve kültürel normların içinde şekillenen sosyolojik bir olgudur. Sosyoloji açısından yalan, “gerçeğin yokluğu” değil, gerçeğin nasıl, kim tarafından ve hangi amaçla yeniden üretildiğinin bir göstergesidir.

        Her toplum, sürdürülebilirlik için belirli ortak kabullere ihtiyaç duyar. Bu kabuller her zaman tam anlamıyla “doğru” olmak zorunda değildir. Durkheim’e göre yalan, bazen toplumsal düzeni koruma işlevi de gören bir araçtır. Beyaz yalanlar çatışmayı azaltan, sosyal uyumu sağlayan önleyici ve toplumsal yapının yağlayıcı mekanizması gibi çalışabilir.

       İktidarlar, gerçeği üretme ve dolaşıma sokma gücüne sahiptir. Kurumsallaşabilen bir söylem pratiği olarak yalan, Foucault’a göre mesele “yalan” değil, hakikatin kimin tarafından tanımlandığıdır. Devlet, medya, eğitim ve hukuk sistemi resmi gerçeklik üretir, ancak bu gerçeklik mutlak doğru olmamakla birlikte meşrulaştırılmış anlatıdır. Belirsizlik arttıkça insanlar güven yerine anlatılara tutunur, yalanın hızlı, basit ve tüketilebilir olması bireyin hayatta kalma stratejisine dönüşebilir.

        Bireyler toplumsal hayatta sürekli rol oynar. Sosyal medya, bu performansı kalıcı ve görünür hale getirir. İnsanlar “oldukları” değil, “olmaları beklenen” kişiyi sergiler. Bu noktada yalan, bilinçli bir aldatmadan çok kimlik inşasının zorunlu bir parçası haline gelir. Medya, gerçeği aktarmaktan çok dolaşıma sokar. Tekrar edilen anlatı hakikat gibi algılanır, yalan, görünürlük kazandığında geçerlilik kazanır. Yalan tekrarlandıkça ahlaki ağırlığını kaybeder. Medya da, siyasette ve gündelik dilde yalan sıradanlaşır. Toplumda “herkes yalan söylüyor” algısı oluştuğunda, dürüstlük naiflik olarak kodlanır. Bu, toplumsal güvenin aşınmasına ve etik yorgunluğa yol açar.

 

Dergiler