TOPLUMSAL DİNAMİZM- DÜNYA İÇİN DEĞMEZ
"Be-merdî ki mülk-i ser-â-ser zemîn
neyrezed ki hûnî çeked ber zemîn"
Bir Kurban Bayramı arifesinde kaleme aldığımız bu yazımızda SAVAŞ ve DARBELER konusuna dair birkaç söz söylemenin belki de tam vakti. Hele hele Demokrasi ve Milli Birlik Günü anma törenlerini idrak ettiğimiz bugünlerde tüm şehitlerimizi saygı ve minnetle yâd ederken.
Ünlü fizikçi Albert Einstein “Propagandayla zehirlenmedikleri sürece, kitleler asla savaş düşkünü değildir.” sözüyle aslında ne de güzel teyit ediyor savaşların arkasında yatan manipülasyonu değil mi? Yoksa bir insan nefsi müdafaa şartları dışında ne diye savaşmayı bir seçenek olarak görsün ki?
Tarihe geçen tüm düşünürlerin, bilim, fikir ve devlet adamlarının savaşların birer cinayet olduğuna dair sözleri birçok kaynakta göze çarparken, kimi zaman sermayenin kimi zaman ihtirasların fakat her seferinde kaybedenlerin değişmeden hep aynı kaldığı savaşlar, masumların topyekûn katledilmesine ferman niteliğinden başka bir şey ifade etmiyor.
Savaş tarihi adı altında toplanan verilere bakılınca kayıplar milyonlu sayılarla ifade ediliyor belki fakat o sayıların her birinin birer can, eğer savaşlar olmasaydı kendi yarınlarına dair umut besleyen birer hayat olduğu akıllara gelince bir an durup dehşete kapılmadan yazmaya devam etmek duygu yükü taşıyan yüreklerin yapabileceği bir davranış değil.
Sokrates’in “Sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez” olarak bilinen meşhur söylemi, aslında verdiğimiz kararların ve yaptığımız tercihlerin geleceğimizin şekillenmesinde ne denli baskın olduğunu asırlar öncesinden bizlere salık veriyor. Özellikle dünya liderlerinin ilerlemiş yaşlarına rağmen aldıkları bazı kararlarla arkadan gelen nesillerin hayatlarını etkiledikleri son 2 asır boyunca, yaşlıların aldığı savaş kararlarının bedelini genellikle kadın ve çocuklar canlarıyla ödemek zorunda kalmaları, hayatımız boyunca sorgulamaya ve olguların özünü algılamaya ne kadar ihtiyacımız olduğunu bize kanıtlar nitelikte.
Hukuki zemin içinde toplumun çoğunluğunca seçilmiş bir iradeyi hiçe sayarak düzeni bozmak kargaşa çıkarmak, zor kullanmak ve meşru hükûmeti yıkma anlamına gelen darbeler ise savaşların kuzeni denilebilecek kadar acımasız izler bırakmaktadır. Travmatik neticelere sebep olan insanlık dışı uygulamalar sonucunda nice can kaybı, faili meçhul ya da akli dengesini yitiren insanlar bırakmıştır çoğu darbe arkasında.
Ancak unutulmamalıdır ki, takvimler bundan 5 yıl öncesini gösterirken milletçe yaşadığımız o dehşetli fakat ondan daha ötesi destansı gece de olduğu üzere meşru bir iradeyi yıkamayan darbe teşebbüsleri o irade ve hukuki sistemin daha da güçlenmesine sebep olacaktır.
Öyleyse yarınlarımızı gerçekten seviyorsak, Savaş ve Darbeleri geçmişin tozlu raflarında bırakarak, analitik düşünce yeteneğimizi geliştirmek, söylem ve eylemlerimizin beğeni ve tercihlerimizin sebep ve sonuçlarını da tartarak nihai kararımızı vermek zorundayız. Aksi halde kazananı olmayan savaşlar ile kaybedenleri ağır bedeller ödeyen darbeler arasında bocalamaktan, gelişmeye ilerlemeye, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmaya vaktimiz kalmayacaktır.
Yoksa, bu yazımızın girizgâhına aldığımız Şeyh Sadi-i Şirazi nin beytinde belirttiği gibi “ Mertçe söylemek gerekirse, baştan başa bütün yeryüzünün mülkiyeti bir damla kanı üstüne düşürmeye değmez!”
Bilvesile Kurban Bayramınızı da kutlar sıhhat ve esenlikler dilerim sevgili dostlarım.
(İstanbul, 18 Temmuz 2021)
Zafer Cebeci
Aile Danışmanı-Eğt.Sosyolog-SMMM