TOPLUMSAL DİNAMİZM- BAVULA KONULAN HAYATLAR
Hayatta kimse ne zaman ne yaşayacağını bilemez değil mi ? Mesela bir ülkemiz vardır, gelecek planlarımız ve hayallerimiz. Doğarız bağımsız bir ülkede gözlerimizi açar, büyürken sokaklarında oyunlar oynar balonlar uçururuz. Dilimizi örflerimizi öğrenir toplumsallaşırız. Hayallerimizi ise kendimizle birlikte büyütürüz. Hiç bilemeyiz hayat bizi nereye götürür çeker.
Birgün nerede ne yaşarız bilemeyiz. Rabbim kimseyi vatansız bırakmasın zor olsa gerek bütün emekleri bütün hayalleri, geçmişi ve geleceği bir bavula sığdırıp meçhule doğru gitmek.
Büyük düşünür İbn Haldun un ifadesiyle bir kader halini alan coğrafyanın gereği olsa gerek, ülke olarak hep kendisinden güç alınan bu nedenle de bunun sonuçlarına katlanmak durumunda olan bir konumda bulunuyoruz.
Ülkemizin son 10 yıldan beridir yaşadığı ve kavramsal olarak mülteci değil doğru tanımlama ile “Geçici Koruma Statüsündeki Göçmenler” (BM Mülteciler Yüksek Komiserliği 1967 Protokolü) konusunu birkaç cümle ya da makale ile ifade etmek buzdağının sadece görünen yüzüne ilişkin fikir verebilir.
Öte yandan bu sığınmacılar, bütün yaşanmışlıklarını umutlarını ve gerçekleştirebilmeleri gitgide imkansızlaşan hayallerini kısaca hayatlarını bir bavula sığdırıp sil baştan başlayanlar, ve hiçbir zaman bağırlara basılmayacak olanlar hatta bir yük olarak görülenler. Evet sorun öyle derin yaralar ve travmalar bırakan türden ki, kendilerini yeni bir başlangıcın içinde buldukları bu süreçte, dilini örf ve adetlerini usüllerini toplumsal yapı ve normlarını bilmedikleri bir ülkede güneşin doğuşuyla yeni bir güne değil yeni bir hayata uyanıyorlar.
Empati yapmayı hayatının her anında hayata geçirebilenlerin görebileceği bir gözlükle ve yine buzdağının görünmeyenlerine odaklanınca merhamet limanlarına ve koruyucu birilerinin varlığına duyulan ihtiyaç gittikçe artıyor olsa gerek.
Çalınmış hayatlar, çalınmış hayaller ve çalınmış umutlar. Geçici sığınmacılar…
Hele hele gittikleri ülkede uyum sağlamakta zorlanıyorlar, misafir oldukları topluma ayak uyduramıyorlarsa, toplumsal yığınların manipülasyona açık kalabalıklarında değişmez kadrolu günah keçisi olmaları içten bile değil. Hakikaten zor bir konu zor bir mesele.
Sosyolog gözüyle bakınca yazımın başında ifade ettiğim gibi birkaç cümleye birkaç makaleye sığdırılamayacak kadar derin bir mevzu. Kaldı ki, ön yargının had safhada olduğu, yeterince kitap okunmayan, ilimsiz fikir sahibi olunan, kapalı ya da kutuplaşmaya açık toplumlarda hayata tutunma başarısı çevrenizin size yönelik varsa eğer lütufkâr toleransına bağlı.
Öte yandan “Ensar” olmayı abartmaktan şikayetçi olanlarında kimi zaman haklı gerekçeleri ve dile getirdikleri yaşanan nahoş vakalar. Tabiri caiz ise şehirlerin göbeğinde oluşturulan gettolara karşı kabaran Millî duygular. Misafirperverliğiyle övünen bir milletin yazılı ve görsel medyaya konu olan mahalle kavgaları. Hayır! Etrafımızda bu kadar ateş çemberi varken, tökezlememizi ellerini ovuşturarak bekleyenler varken gerek içeride ve gerekse dışarıda hamaset söylemlerini bir kenara bırakarak yeniden akl-ı selim ile düşünüp mucibince hareket etmenin zamanı geldi geçiyor.
Bununla birlikte unutmayalım ki, misafirliğinde bir vakti olmalı. Herkes kendi öz vatanında barış içinde yeni bir güne uyanmalı.
Zafer Cebeci
Aile Danışmanı-Eğitimci Sosyolog-SMMM