Sosyolog Dergisi Bir DUSODER Yayınıdır

Kapatmak için ESC Tuşuna Basın

Sosyolog Orkun DEMİRAL

HASTANE AKILLANIRKEN İNSAN UNUTULMASIN

Bir hastaneyi yalnızca cihazlarıyla değil, içindeki insan ilişkileriyle okumak

Bir hastaneye girdiğimizde genellikle gördüğümüz şeylere bakarız.

Doktorlar, hemşireler, sağlık çalışanları, cihazlar, koridorlar, bekleme salonları, ekranlar…

Oysa bir sosyolog için hastane bundan çok daha fazlasıdır.

Hastane; farklı mesleklerin, farklı statülerin, farklı beklentilerin ve farklı güç ilişkilerinin aynı mekânda buluştuğu karmaşık bir sosyal sistemdir.

Bu nedenle sağlık hizmetlerinde yaşanan değişimi yalnızca tıbbi teknoloji üzerinden okumak eksik kalır.

Çünkü teknoloji değişirken insan ilişkileri de değişiyor.

Ve asıl soru burada başlıyor:

Hastaneler akıllanırken insan ilişkilerimizi nasıl koruyacağız?

Hastane sadece tedavi edilen bir yer değildir

Sosyolojik açıdan baktığımızda hastane, toplumun küçük bir modeli gibidir.

Burada farklı eğitim düzeylerinden, farklı ekonomik ve sosyal çevrelerden gelen insanlar bir araya gelir.

Doktorun, hemşirenin, radyoloji teknikerinin, sekreterin, yöneticinin, hastanın ve hasta yakınının kurum içerisinde farklı rolleri vardır.

Bu roller yalnızca görev tanımlarından ibaret değildir.

Her rolün beraberinde getirdiği bir statü, beklenti ve sorumluluk vardır.

Hasta hızlı hizmet bekler.

Sağlık çalışanı saygı ve uygun çalışma koşulları bekler.

Yönetim verimlilik ister.

Hasta yakını bilgi ister.

Bazen bu beklentiler birbiriyle çatışır.

Hastane koridorlarında yaşanan birçok tartışmanın arkasında aslında yalnızca bireysel davranışlar değil, bu farklı beklentiler ve roller arasındaki gerilim vardır.

İşte sosyoloji tam da burada devreye girer.

Çünkü sosyoloji yalnızca “kim ne yaptı?” diye sormaz.

“Bu davranışı ortaya çıkaran sosyal yapı nedir?” diye sorar.

Dijitalleşme yalnızca teknoloji değildir

Bugün sağlık hizmetlerinde büyük bir dijital dönüşüm yaşanıyor.

Elektronik hasta kayıtları, dijital görüntüleme sistemleri, çevrim içi randevular ve yapay zekâ uygulamaları sağlık kurumlarının çalışma biçimini değiştiriyor.

Ancak dijitalleşmeyi yalnızca teknolojik bir gelişme olarak değerlendirmek yeterli değildir.

Çünkü her teknolojik değişim aynı zamanda bir sosyal değişimdir.

Eskiden hasta ile sağlık çalışanı arasındaki ilişkinin önemli bir bölümü yüz yüze iletişim üzerinden kurulurken bugün bu ilişkinin arasına giderek daha fazla ekran giriyor.

Sağlık çalışanı hastaya bakıyor.

Ama aynı zamanda bilgisayara da bakmak zorunda.

Hasta konuşuyor.

Sistem veri bekliyor.

Çalışan dinliyor.

Ekran kayıt istiyor.

Burada ortaya çıkan durum aslında sosyolojik açıdan oldukça önemli:

İnsan ilişkisi ile kurumsal sistem arasındaki gerilim.

Ekran büyürken insan küçülmesin

Bir sağlık çalışanının hastaya yeterince zaman ayıramamasını yalnızca “çalışan ilgisiz” şeklinde açıklamak kolaydır.

Fakat sosyolojik bakış daha derine iner.

Çalışanın iş yükü nedir?

Kurumun işleyişi nasıldır?

Dijital sistemler çalışanı destekliyor mu, yoksa yeni bir bürokrasi mi yaratıyor?

Çalışanın hastayla iletişim kurması için yeterli zamanı var mı?

Bu soruların cevapları bize bireysel davranışın arkasındaki yapıyı gösterir.

Çünkü bazen sorun insanlarda değil, insanların içinde çalışmak zorunda kaldıkları sistemdedir.

Dijital eşitsizlik yeni bir sağlık eşitsizliği yaratabilir

Dijitalleşmenin bir başka sosyolojik boyutu ise eşitsizliktir.

Her vatandaş teknolojiye aynı düzeyde erişemiyor.

Her yaş grubunun dijital becerisi aynı değil.

Her bireyin internet, akıllı telefon veya dijital sağlık uygulamalarını kullanma imkânı eşit değil.

Bu nedenle sağlık hizmetlerinin hızla dijitalleşmesi bazı insanlar için kolaylık yaratırken bazı insanlar için yeni bir engel oluşturabilir.

Yaşlı bir vatandaşın dijital randevu sistemini kullanmakta zorlanması basit bir teknoloji problemi gibi görülebilir.

Ama sosyolojik açıdan baktığımızda burada dijital eşitsizlik ve dolayısıyla sağlık hizmetlerine erişimde yeni bir eşitsizlik biçimi ortaya çıkabilir.

Bu nedenle “her şey dijital olsun” demek kadar, “herkes bu dijital dünyaya aynı şekilde ulaşabiliyor mu?” sorusunu sormak da önemlidir.

Hasta değişiyor, sağlık sistemi de değişmek zorunda

Bugünün hastası geçmişin hastası değil.

İnternetten araştırıyor.

Sosyal medyadan bilgi alıyor.

Başka insanların deneyimlerini okuyor.

Doktora gitmeden önce hastalığı hakkında fikir sahibi olmaya çalışıyor.

Bu değişim, hasta ile sağlık çalışanı arasındaki geleneksel ilişkiyi de dönüştürüyor.

Hasta artık yalnızca bilgiyi alan kişi değil.

Sorular soruyor.

Karşılaştırıyor.

Sorguluyor.

Bazen sağlık çalışanının karşısına internetten edindiği bilgilerle geliyor.

Bu durum sağlık çalışanı açısından yeni bir iletişim biçimini zorunlu kılıyor.

Çünkü artık mesele yalnızca doğru bilgiyi vermek değil.

Bilginin güvenilirliğini birlikte değerlendirebilmek.

Burada sağlık okuryazarlığı kadar iletişim becerisi de önem kazanıyor.

Radyoloji: Teknoloji ile insanın kesiştiği yer

Radyoloji bu dönüşümün en görünür alanlarından biri.

Görüntüleme teknolojileri olağanüstü bir hızla gelişiyor.

Ancak bir hastanın MR cihazına girmesi yalnızca teknik bir işlem değildir.

O hasta aynı zamanda korkularıyla, sorularıyla ve beklentileriyle o odadadır.

Cihaz görüntüyü üretir.

Ama hastanın deneyimini yalnızca cihaz belirlemez.

Sağlık çalışanının iletişimi, kurumun kültürü, bekleme süresi, hastanın kendisini değerli hissedip hissetmemesi ve sağlık çalışanına duyduğu güven de bu deneyimin parçalarıdır.

Burada sosyolojinin önemli bir kavramı karşımıza çıkar:

Yabancılaşma.

Sağlık hizmeti aşırı biçimde mekanikleştiğinde hasta kendisini bir insan olarak değil, bir “dosya”, “numara” veya “işlem” olarak hissedebilir.

Sağlık çalışanı da zamanla kendisini yalnızca sistemde işlem gerçekleştiren bir kişi olarak algılayabilir.

Bu nedenle teknolojinin amacı insanı sistemin bir parçasına dönüştürmek değil, insanın sistem içerisinde daha nitelikli bir hizmet sunmasını sağlamak olmalıdır.

Güven, sağlık hizmetinin görünmeyen sermayesidir

Bir hastanede ölçülmesi en zor şeylerden biri güvendir.

Oysa sağlık hizmetinin en önemli unsurlarından biridir.

Hasta sağlık çalışanına güvenirse iletişim kolaylaşır.

Çalışan kuruma güvenirse iş birliği güçlenir.

Çalışanlar birbirlerine güvenirse ekip çalışması gelişir.

Yönetim çalışanına güvenirse kurum kültürü güçlenir.

Dolayısıyla sağlık hizmetinin kalitesini yalnızca cihaz sayısı, işlem süresi veya dijital sistemlerin kapasitesi üzerinden değerlendirmek yeterli değildir.

Bir hastanenin sosyal sermayesi de önemlidir.

Çünkü güvenin olmadığı bir kurumda en gelişmiş teknoloji bile iletişim sorunlarını tek başına çözemez.

Geleceğin hastanesi nasıl olmalı?

Geleceğin hastanesi elbette teknolojik olmalı.

Ancak aynı zamanda sosyolojik gerçekliği de görebilmeli.

Hastayı yalnızca bir sağlık hizmeti kullanıcısı olarak değil, sosyal bir birey olarak değerlendirmeli.

Sağlık çalışanını yalnızca bir personel olarak değil, kurumun sosyal yapısının temel aktörlerinden biri olarak görmeli.

Dijital dönüşümün yanında dijital eşitsizlikleri de hesaba katmalı.

Verimlilik kadar güveni, iletişimi ve çalışan deneyimini de önemsemeli.

Çünkü hastane sadece tıbbi hizmet üreten bir kurum değildir.

İnsan ilişkilerinin üretildiği bir sosyal alandır.

Son söz: Hastane akıllanırken insan unutulmasın

Önümüzdeki yıllarda yapay zekâ sağlık hizmetlerinde daha fazla yer alacak.

Dijital sistemler gelişecek.

Robotik uygulamalar yaygınlaşacak.

Hastaneler daha hızlı ve daha bağlantılı hâle gelecek.

Bütün bunlar önemli.

Ama sosyolojik açıdan bakıldığında asıl mesele teknolojiye sahip olmak değil, teknolojinin toplumdaki ilişkileri nasıl dönüştürdüğünü anlayabilmektir.

Çünkü teknoloji yalnızca cihazları değiştirmez.

Rolleri değiştirir.

İlişkileri değiştirir.

Güç dengelerini değiştirebilir.

Erişim biçimlerini değiştirir.

Ve bazen insanların birbirlerine bakışını bile değiştirir.

Bu nedenle geleceğin hastanesini tasarlarken yalnızca “Hangi teknolojiye sahip olacağız?” sorusunu sormamalıyız.

Bir başka soruyu da mutlaka sormalıyız:

“Bu teknolojinin içinde insanın yeri ne olacak?”

Çünkü hastaneler ne kadar dijitalleşirse dijitalleşsin, sağlık hizmetinin temelinde hâlâ insan vardır.

Ve belki de geleceğin en akıllı hastanesi, teknolojiyi en fazla kullanan değil;

teknolojiyi kullanırken insanı en fazla koruyan hastane olacaktır.


 

DÜSODER Çanakkale Temsilcisi

Orkun DEMİRAL


 

Dergiler