Sosyolog Dergisi Bir DUSODER Yayınıdır

Kapatmak için ESC Tuşuna Basın

Niyazi ÖZTEKİN

Vitrinlerde Çürüyen Ruhlar

            Bugün sokaklarda, evlerde, hatta en mahrem anlarımızda bile görünmez birer prangayla dolaşıyoruz. Elimizdeki o cam ekranlar artık sadece bir haberleşme aracı değil; bizi bizden çalan, bizi kendi hayatımızın hem teşhircisi hem de gözetleyicisi yapan birer aynaya dönüştü. Bakıyoruz ama görmüyoruz; gördüğümüzde ise umursamıyoruz. Sanki dijital bir pazarda açık artırmaya çıkarılmışız. Mahlukatın en mukaddesi olan insan bedenini umarsızca, hayâ etmeden sergiliyoruz. En özel anlarımızı, mutfağımızdaki ekmeği, çocuğumuzun gülüşünü, hatta en derin mahremiyetimizi üç beş yabancının alkışına meze ediyoruz. Gençlerimiz, başkaları tarafından dikizlenmenin sarhoşluğuyla kendi öz saygılarını sosyal medyanın o dipsiz kuyusuna fırlatıp atıyor.

            Bu bir tesadüf değil, bu bir kimlik suikastıdır. Bizi biz yapan ne varsa ya ayıplanıyor ya da unutturuluyor. Bizi bir arada tutan sıcak mahalle kültürünü, edebi, hayâyı ve bizi insan yapan o ince çizgileri bilerek, isteyerek yok ediyorlar. İnsanımızı sadece midesi ve arzuları için yaşayan, köksüz birer tüketim nesnesine dönüştürüyorlar. Sadece para, mal, mülk ve zenginlik için yaşayan birer ölüleriz artık. Kendi değerlerine yabancılaşan, ruhunu dijital vitrinlerde satan bir toplumun yarını olmaz, olamaz.

            Göz göre göre bir uçuruma sürükleniyoruz. İtibarımız, dijital vitrinlerdeki beğeni sayılarına terk ediliyor; şahsiyetimizi üç kuruşa değişiyoruz. Şimdi bu sahte pırıltılardan yüzümüzü çevirip birbirimizin gözlerine bakma vaktidir. Yoksa çok yakında, uğruna yaşadığımız o sanal dünya başımıza yıkılacak. Yıkılan bu dünya ne kadar sanal olsa da altında kalacak olanlar yine bizler ve bizden sonraki nesiller olacaktır.

            Bizleri yaradan, her şeyin sahibi Rabbimiz; bu bedeni bunun için mi verdi? Çamurdan yaratılmış bedenlerimize ruhundan bunun için mi üfledi? Canımızdan can Peygamber Efendimiz, onca cefayı bu savrulmuşluk için mi çekti? Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, bu vatanı bize böyle bir zillet için mi emanet etti?

            Artık uyanmanın ve bu dijital uykudan silkinerek özümüze dönmenin vaktidir. Kendi değerlerimizi sanal beğenilerin insafına bırakmak yerine; edebi, mahremiyeti ve insan olmanın onurunu yeniden baş tacı etmeliyiz. Toplumu var eden ruhundaki asalet ve köklerindeki sarsılmaz imandır. Gelecek nesillere tüketmeyi yozlaşmayı değil, şahsiyet sahibi birer insan miras bırakmak en asli vazifemizdir. 

 "Beğeni toplamak uğruna mahremiyetini vitrine çıkaran kişi, alkışlar kesildiğinde koca bir yalnızlığın ve satılmış bir ruhun enkazı altında kalır; çünkü insan, sadece başkası gördüğünde değil, hiç kimse görmediğinde sahip olduğu edebi kadar insandır."

NİYAZİ ÖZTEKİN

Sosyolog Ali Danışmanı

Ziraat Mühendisi

Niyazi Öztekin

Niyazi ÖZTEKİN Memur, Mühendis, Sosyolog, Araştırmacı 2011 yılından beri Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi'nde memur olarak görev yapan, sosyal ve fen bilimleri alanında çok yönlü bir eğitim geçmişine sahip, evli ve 4 çocuk babası. Kırsal sosyoloji alanında yüksek lisans çalışmalarına devam etmektedir.

Dergiler