DİPLOMALAR RAFTA AİLELER ARAFTA
Türkiye’de aile; toplumsal yapının temel taşı olduğu tarihsel ve kültürel kodların en derinlemesine işlenmiş bir gerçekliğidir. Bu bağlamda ülkemizde 2025 yılının "Aile Yılı" ilan edilmesi, teorik olarak bu kurumu koruma ve güçlendirmek için son derece anlamlı bir adım atmıştır. Ancak toplumun temeli olan aile kurumuna atfedilen değer, ona verilen unvanlarla değil, o kavramın karşı karşıya olduğu tehditlere somut çözümlerle ölçülür.
Bugün gelinen noktada, aile kurumu vitrine konulan bir "kutsal" olarak yüceltilirken; arka planda aile içi şiddet, boşanma oranlarındaki artış ve derinleşen iletişim sorunları ile sarsılmaktadır. Bu tablonun en trajik yanı ise sorunun teşhisi ve tedavisinde kilit rol oynaması gereken sosyologların ve aile danışmanlarının sistemin dışında bırakılmasıdır. Devletin aileyi merkeze alan bir yıl ilan etmesi ile aileyi iyileştirecek profesyonelleri istihdam etmemesi arasındaki tezat, sosyal politikalar açısından ciddi bir tutarsızlık oluşturmaktadır.
Aileyi tehdit eden unsurlar sadece ekonomik zorluklarla sınırlı değildir; modernleşme sancıları, bireyselleşme, dijitalleşmenin getirdiği yabancılaşma ve kuşak çatışmaları ailenin iç dinamiklerini tüketmektedir. Bu sorunlar, mahalle baskısı veya geleneksel yöntemlerle çözülebilecek basit anlaşmazlıklar olmaktan çıkmış, profesyonel müdahale gerektiren patolojik süreçlere dönüşmüştür. Aile içi şiddetin önlenememesinin, sadece yasaların yetersizliğine dayandırmak anlamsız olur. Tam bu noktada devlet "sosyal doktorları" göreve çağırmalıdır. Sosyologlar, toplumsal değişimlerin aile üzerindeki etkilerini analiz ederek risk haritaları oluşturabilecek yegâne meslek grubudur. Aile danışmanları ise hane içindeki krizleri yöneterek, şiddet veya boşanma aşamasına gelinmeden sorunları çözüme kavuşturabilecek yetkinliğe sahiptir. Ancak mevcut durumda, üniversitelerden mezun olan binlerce nitelikli uzman atama beklerken, aile kurumu kaderine terk edilmektedir.
Bu alanda inisiyatif alınmaması, "Aile Yılı" söylemini bir temenni olmaktan öteye taşıyamamaktadır. Sorunların çözümü için bilimsel veri ve profesyonel rehberlik yerine geçici çözümlere odaklanılması, şiddet ve çözülme sarmalını beslemektedir. Aile danışmanlığı hizmetinin belirli gelir grubuna ait bir lüks değil, her hane için ulaşılabilir bir kamu hizmeti olması gerekirken; kamuda bu kadroların boş tutulması, hedeflenen "güçlü aile" vizyonuna; taban tabana zıt bir proje haline getirmektedir.
‘’Aile Yılı’’ nın ilan edilmesi gerçekçi ve çözüm odaklı somut istihdam politikalarıyla doldurulmadığı sürece sembolik bir iyi niyet gösterisinden öteye gidemeyecektir. Aile içi şiddet ve çözülmelerle mücadelede başarıya ulaşmak; aileyi sadece kutsal bir retorik olarak görmekle değil, onu bilimsel veriler ve profesyonel ellerle güçlendirmekle mümkün olacaktır. Acilen söylem ile eylem arasındaki çelişkiyi gidererek; aile hekimliği modeline benzer, her hanenin kolayca erişebileceği bir "Aile Sosyal Destek" yapısını hayata geçirmesi ve atama bekleyen binlerce sosyolog ile aile danışmanını kamuda istihdam edilmesi elzemdir. Krizler derinleşmeden, henüz risk aşamasındayken müdahale edecek önleyici birimlerin kurulması, evlilik öncesi ve süreci için profesyonel rehberliğin bir kamu hizmeti olarak zorunlu hale getirilmesi ve okullarla bütünleşmiş sosyal takip sistemlerinin oluşturulması hedeflenen toplumsal refahın anahtarıdır. Aksi halde sorunları çözmek bir yana, daha da derinleşmesine engel olamayacaktır.
‘’ Aile, toplumların dünyadaki mühendisi, geleceğin mimarıdır.’’
Niyazi ÖZTEKİN
Sosyolog-Aile Danışmanı
Ziraat Mühendisi