İnsan sosyal bir varlıktır. Yemek içmek kadar iletişime de ihtiyaç duyar. Bir çok araştırma diğerleri ile etkileşime giren insanların daha fazla geliştiğini ortaya çıkartmıştır.
https://www.frontiersin.org/journals/psychology/articles/10.3389/fpsyg.2019.03063/full?utm_source linkteki araştırmada; sosyal bağlantılılık ile kültürel aktarım sayesinde kültürel evrimdeki itici güçten bahsedilmektedir. John Donne; hiç bir insan kendi başına bir ada değildir, her insan kıtanın bir parçasıdır, anakaranın bir parçasıdır, der.
Sosyoloji toplumu anlamak, ondan yola çıkarak insanı anlamak, anladığı insanı ona anlatmak ve ona ihtiyaçlarını fark ettirmek için yüzyıllardır çalışıyor.
İnsan hayatına soktuğu her insanla aslında kendisini yeniden tanır. Doğan Cüceloğlu, Kendini Keşfetmeye Zorluklarla Başa Çıkmaya Var Mısın kitabında; seksen iki yaşıma geldim ve şunu anladım: Birey yaşamın anlamını ancak bir ekip içinde sorumluluk alarak bulur. Doğan Hocam, insanı iyi tanıyan biriydi ve insanın ihtiyaç duyduğu yaşam anlamlandırmasının grup içindeki eylemlerine bağlı olduğunun farkındaydı.
İnsan yaptığını, yapmak istediğini, derdini, mutluluğunu paylaşma ihtiyacındadır. Paylaşamadığı başarı ile paylaştığı başarı kadar keyif olmaz.
Günümüz önceki günlerde inşa ettiğimiz ilişkilerle ilerler, yarın için diğerleri şarttır.
Sosyolojinin bu kadar ilgimi çekmesi bana bu kadar iyi gelmesi aslında içinde yer aldığım toplumu anlamaya çalışmak ve onlara kendimi anlatmaya çalışmak. Bende var olanı bana saklamamak.
American Psychiatric Association tarafından yayımlanan Diagnostic and Satistical Manuel of Mental Disorders’da ruhsal bozukluk tanımını yaparken “Bir ruhsal bozukluk, bireyin bilişsel, duygusal ya da davranışsal işlevlerinde klinik açıdan belirgin bir bozulmaya yol açan, sosyal, mesleki ya da diğer önemli işlevsellik alanlarında belirgin sıkıntı veya yetersizliğe neden olan bir sendromdur.” sosyal olamama ile ruhsal bozukluk arasındaki etkileşimi vurgular.
Bu yazıya ilham kaynağı olan sosyalliğe ve sosyolojinin güzelliğine nokta atışı yapan bir sözle yazımı bitirmek isterim.
İnsan ötekiyle var olduğunu anlayan bir canlı. Bruce Perry; yıllarca ruh sağlığı uzmanları, kişilerin sosyal desteğe ihtiyaç duymadan psikolojik olarak sağlıklı olabileceklerini öğrettiler. “ kendini sevmezsem, kimse seni sevemez “ denildi. Kadınlara erkeklere, erkelere kadınlara ihtiyaçları olmadığı söylendi. Hiç ilişkisi olmayan kişilerin, çok ilişkisi olanlar kadar sağlıklı olabileceği düşüncesi benimsendi. Bu düşünceler insan türünün temel biyolojisiyle çelişiyor: biz sosyal memelileriz ve derin şekilde bağlantılı ve birbirine bağımlı insan etkileşimi olmadan hayatta kalmazdık. Gerçek şu ki: Sevildiysen ve seviliyorsan kendini sevebilirsin. Sevme kapasitesi tek başınalıkla inşa edilemez.”
Yolunuza; sevebileceğiniz, kendinizi sevmenize ilham olabilecek insanlar çıksın.