Çağrışımlar; bizi olmuş olan şeylerin duygusuna taşıyan tetiklenmelerdir. Bazı tarihleri unutmaz İnsan; doğum gününü, sevdiği birinin öldüğü günü, çok acı duyduğu bir günü unutmaz. Küçük bir çağrışım geri getirir onu hafızadan…
Bazılarını tüm detayına kadar hatırlarsın. O gün; kıyafetinin rengine, yoldan geçen arabanın korna sesine kadar iz bırakır.. Hatırladıklarımız, o ana dair duygularımızdır aslında..
Şöyle anlatırız, en mutlu günümdü… heyecandan kalbim fırlayacaktı… öyle korktum ki ne yapacağımı şaşırdım… gördüklerime inanamadım….Keşke yaşamamış olsaydım…Kendimi çok çaresiz hissettim….gibi
28 Şubat denilince bazı zihinlerde bu tarih, tek bir anı çağrıştırmaz. Yirmi dokuz yıla yayılan bir süreci kapsar. Bedeli tarif edilemez, ancak duygular anlatılabilir. ‘’28 şubat…’’ diye yazılır. Bu yazımı, o üç noktayı doldurabilenler ancak anlayabilir.
Bu bir mağdur edebiyatı değildir. Tam tersine, bence 28 Şubat sürecinin ve yaşananların henüz edebiyatı yapılmamıştır. Çünkü bir duyguyu tasvir edebilmek için o duygunun dışına çıkmış olmak gerekir..
Ben şaşkınım. Şaşkınlığım bugüne dair; üniversite kapılarından başörtülü genç kızların, akademisyenlerin girdiğini görünce çok şaşırıyorum..
Liselerde -hangi lise olduğuna bakımlaksızın - örtüsü ile sıralarda oturanları, örtülü öğretmenleri gördükçe şaşırıyorum…
Üniversiteye giriş sınavlarında imam hatipli- meslek lisesi öğrencilerinin hak ettiği puanların kırılmadığını, eksiltilmediğini; tüm öğrencilerin eşit haklara sahip olduğunu gördükçe şaşırıyorum.
Başörtülü avukatların, hakimlerin; akademisyen olup, doktorluk mesleğini rahatça icra edebilenlerin varlığını görünce şaşırıyorum.
Ülkesinde eğitim hakkı elinden alındığı için, inancının gereği olan örtüsüyle okullara alınmadığından dolayı istemeyerek başka ülkelere sığınan genç kızlara tanık oldum. Bugün bunun bir zorunluluk değil, bir tercih meselesi olabilmesine şaşırıyorum..
Bir AVM’ ye gittiğimde, bir sanat merkezini ziyaret ettiğimde, dahası topluma açık mekanlarda mescit bulabileceğimi görünce şaşırıyorum..
Herhangi bir sınava -ehliyet sınavı dahil- başörtüsüyle girilebildiğini görünce şaşırıyorum.
İmam Hatipli erkek öğrenciler polis akademisine alınmazken; bugün örtüsüyle bu kurumda görev yapabilen, ikinci sınıf muamelesi görmeyen insanları görünce şaşırıyorum…
Bugün peruğun üretim amacına uygun, yani dekoratif bir aksesuar olarak kullanılabilmesine şaşırıyorum… Çünkü örtülü bir genç öğrencinin ya da öğretmenin; okuluna, sınavına girebilmek için sığındığı bir ‘’gösterge malzemesi’’ olarak tanıdım ben peruğu…
Milli güvenlik derslerinin ansızın müfredata geldiği günlerdi. Öğretmenlik vasfı olmadığı halde askerlerin ders işlemek adı altında liselerde eğitime dahil olduğu zamanlardan geçildi ve bu dersin müfredattan kaldırıldığına şaşırıyorum. çünkü amaç başörtülü gençlere 40 dakika boyunca örtüsünü açtırmaktı. Üstelik başörtülü asker-subay-askeri pilot kadınları şimdilerde gördükçe çok şaşırıyorum…
Bu öyle bir şaşkınlık hali ki ; tıpkı rengarenk bir kelebek omzuna konar ve onu seyre dalarsın ya, o güzelliği uzun uzun temaşa etmek istersin; ürkmesin korkmasın diye kalakalırsın ya, işte öyle bir şaşkınlık hali…
Gelişim uzmanları, içsel motivasyon ile başarı hissinin, insanın hayallerini gerçekleştirme potansiyeliyle doğru orantılı olduğunu söyler. Fırtınalı bir denizde yol alsanız da toplum, günün sonunda gemiyi limana yanaştırıp yanaştırmadığınızla ilgilenir. Fakat şöyle bir ihtimali düşünün: deniz altınızdan çekilip alınmış olsun..o gemide geçen yirmi dokuz yılı ancak içindekiler bilir. Hayal kurmasına fırsat bile verilmemiş, öğrenilmiş çaresizliği iliklerine kadar yaşamış bir nesil düşünün…
29 yıldır şaşırmadığım bir şey ise; Ebu Cehil neslinin yok olmadığı. Bugün biliyorum ki 28 Şubat Hak ile batılın mücadelesiydi. ve tüm vazgeçtiklerimizle Hak tarafında olmayı nasip eden Rabbime şükürler olsun. O günleri yaşayanlar Sümeyye ’lerin, Yasir’ lerin davasını sahiplenenler idi. Allah’ın emrini açıkça yaşamaktan korkmayanlar, Ebu cehil nesline kafa tutanlardı…Selam ederim..
Sonra o nesle ne mi oldu? O da başka bir yazının konusu…
28 Şubat sürecinin kronolojisi:
1997: üniversite, lise ve diğer eğitim kurumlarında başörtüsü yasağı uygulanmaya başlandı.
1997: Aynı dönemde imam hatip okulları ve meslek liselerinden mezun öğrencilere üniversiteye girişte katsayı kısıtlaması getirildi.
(katsayı uygulaması :Alan dışı tercihlerde 50 soruluk puan fark anlamına gelmekteydi.)
2007:Üniversitelerde başörtüsü yasağı kaldırıldırılmasına yönelik düzenleme yapıldı; ancak uygulama yargı kararıyla iptal edildi.
2010: Üniversitede fiili uygulamalarla başörtüsü yasağı sona erdi.
2012:Katsayı uygulaması kaldırıldı.
2013:Kamuda başörtüsü serbest bırakıldı. (polis,asker,hakim,savcılar başlangıçta kapsam dışında tutuldu.)
2013: Avukatların duruşmalara başörtüsüyle katılmasına ilişkin yasak, yargı kararları ve düzenlemelerle kaldırıldı.
2013: Başörtülü kadınlara 16 yıl sonra milletvekili olma hakkı fiillen tanındı.
2015: Hakimler ve savcılar yüksek kurulu (HSYK), bazı hakim ve savcıların görev sırasında başörtüsü takabilmesine ilişkin karar aldı.Bu karar bazı çevrelerde tepki ile karşılandı.
2016: Kadın polisler için başörtüsü yasağı kaldırıldı.
‘Tarihi Allah yazar; biz sadece nerede
duracağımıza karar veririz’
-Aliya izzetbegoviç
Ayşe Bayoğlu Sosyolog/Aile Danışmanı