Sosyolog Dergisi Bir DUSODER Yayınıdır

Kapatmak için ESC Tuşuna Basın

ÖĞRENEN BEN

                          ÖĞRENEN BEN 
Yüzyıllardır süre gelen toplumlar; etkileşim, paylaşım ve öğrenme hâli içerisindedirler. Hayat boyu devam eden bir eğitim süreci içerisinde var olmaktayız. Çocukluğu "çocuk" olduğumuzda, yaşlılığı "yaşlı" olduğumuzda yaşayıp öğreniriz. Tüm bunları yaparken de çevreden gözlemimizi bırakmayız. Diğer çocuklar nasıl oyun oynarlar, yetişkin bir birey iş hayatında nasıl olmalıdır, anne veya baba olduğumuzda evladımıza nasıl davranmamız gerekir; tüm bunları bizden önce deneyimleyen ve uygulayan kişilerden öğreniriz. Dış dünya ile öğrenimimizi bu şekilde açık tutarız. Bu izlenimler günlük yaşantımıza yön verirler. Yaşantımız içerisindeki bu gözlemler kendi düşünce mekanızmamızla bütünleşerek dış dünya ile bağımızı oluşturduğu noktada kendimize şekil veririz. Edindiğimiz bilgiler ekseninde tahlil ve analizlerle belki de en büyük eğitimi kendimizden alırız. Albert Camus’un "Evet, insan kendinde başlayıp kendinde biter, ötesi yoktur." cümlesi bunu destekliyor. 
İç dünyamızda sentezlediğimiz tüm bunlar "BİZ"e çıkar.Ödevlerimiz, kazanımlarımız, aldığımız tüm bu mesajlar pratiğe dönüştüğü noktada var olurlar. Öğrendiklerimiz sadece bizim zihnimizde yer alırsa o bilgiyi öğrenmiş sayılmayız aslında. Bu bilgilerle ne kadar sahada olduğumuza bakmalıyız. Topluma karıştığımız her anda sahadayız. Kimliklerimiz bulunduğumuz ortama göre değişse de bilgilerimiz bizimle her yere gelir.  Aile danışmanı olarak danışanlarınız da size gelebilir, yakın bir arkadaşınızda aile içerisindeki sorunlarını sizinle sohbet arasında da paylaşabilir. 
Bunca bilimdalı, meslek, kitap, metot varken siz kendiniz için neleri tercih ediyorsunuz?
Bu noktada seçimlerimiz hayatımızın gidişatını oluşturacak yolu belirler.
Maurice Leblanc kaleminden çıkan Arsen Lüpen - Kibar Hırsız kitabında Arsen kendisinden "Planlı hareket ederim ve birden fazla olasılığı göz önüne alırım. Asla tahminlerde bulunmam, işimi şansa bırakmam." diye bahseder.
İnsan zihni sonsuz üretime açık bir mekanizmadır. Üretimi belirleyecek çiftçiler bizleriz.
Emile Durkheim intiharı, sosyolojik bir olgu olarak açıklar. Durkheim İntihar çalışmasında, 26.000 intihar dosyasını tarayarak ulaştığı verilerden yola çıkarak düşüncelerini sistematize etmiştir. Öncelikle makro bir bakış açısıyla karşılaştırma yaparak verileri değerlendirmiştir. Her toplumda bir intihar eğilimi olduğunun altını çizmiştir. 
Bilginin güvenirliği için gösterdiğiniz çaba, davranışlar içerisinde yatan gizemli atmosferi çözümlemenizi sağlar.
Orhan Pamuk Kar adlı romanının kahramanı Ka’nın hayatı Frankfurt ta geçmesinden dolayı Pamuk nispeten yanlışsız anlatabilmek için bir süre Frankfurt ta yaşamıştır. Günlerce Türklerin yaşadığı eski ve fakir mahallere, camilere kebapçılara, Türk kahvelerine gitmiştir. 
Doğru bilgi ve yaşantıyı desteklemek tam denetim ile iki dalın aynı yönde büyümesini sağlar.
Fikirlerimiz, birikimlerimiz, düşüncelerimiz ile sahada var olursak topluma karışabilir ve pratiğe dönüştürebiliriz. Kimi zaman birilerinin sorusuna  cevap oluruz, kimi zaman soru biz oluruz.  

Dünya sanki baştan başa oldu. Büyük bir çocuklar hastanesi. Öyle bir yer ki sorularla dolu.(Cenap Şahabettin)

Soruların çözümü için doğru bilgilerle donanmak dileğiyle...
                                             
                                                       SOSYOLOG 

                                                      TUBA KAYRA

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Dergiler