DUSODER BAŞKANI NECDET TOPÇU:
“SOSYOLOG OLANI TESPİT EDER, OLMASI GEREKENİ DE FORMÜLİZE EDER”
Kendisine inananlarla birlikte ‘Toplumsal Sorunlara İnsani Çözümler’ sloganıyla yola çıkarak DUSODER’i kurmayı başaran Necdet Topçu’yu değerli okurlarımız için dergimize konuk ettik. Sizleri, derneğin kuruluşundan faaliyetlerine ve gelecek planlarına dair pek çok konuya değindiğimiz sohbetimizle baş başa bırakıyor ve keyifli okumalar diliyoruz
Necdet Topçu kimdir? Kısaca tanımak isteriz.
Ardahan Göle doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi memleketimde tamamladım. İktisat ve Sosyoloji alanlarında lisans eğitimi aldım. Hâlen, İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi Kamu Yönetimi lisans eğitimine devam etmekteyim. Ticaretle uğraşmanın yanı sıra 2018 yılının Mart ayında kurduğumuz DUSODER’in (Dünya Sosyologlar Derneği) başkanlığını da yürütüyorum. Evliyim ve 4 çocuğum var.
4x4’lük bir formül durumuna benzer, sizin için “Bir Düşünür - Bir Okur - Bir Yazar - Bir Konuşur” diyebilir miyiz?
İnsan yapısı itibarıyla düşünmek ve düşündüğünü de konuşmak durumunda. Toplumun her ne kadar okumaya yönelik bir eksikliği olsa da insanın kalıcı olarak öğrendikleri yazılı kaynaklar sayesindedir ve bilgilerini aktarabilmesi dolayısıyla yazması da gerekiyor. Kendini ifade etmesi konusunda söylemesi, konuşması gerekiyor. Bu noktada benim için yaptığınız 4x4’lük formül yorumunuz için teşekkür ediyorum. Hayatın aslında önemli dört alanı; düşünmek, okumak, yazmak ve konuşmak. Bunlara benim açımdan daha da önemli olan beşinci bir madde olarak dinlemeyi eklemek istiyorum. Dinlemek; bazen gözle dinlemek, bazen hissettiklerinizle dinlemek…
O zaman 4x4 + 1 olarak formülümüzü “insanın 5 yapı kuralı” olarak sloganlaştırarak tamamlamış oluruz, ne dersiniz?
4x4 algıda güzel. İnsanın 5 yapı hali ile de kıvam olmuş oluyor.
Ülkemiz için Sosyoloji alanında önemli bir adım atarak DUSODER’i kurdunuz. Dernek kurma fikriniz nasıl oluştu? DUSODER’in doğuş hikayesini bizlerle paylaşır mısınız?
Aslında biz, küçük yaştan beri toplum içerisinde hep bir şeyler anlatıyorduk. Lise yıllarımız ciddi bir mücadele ile geçti. Başörtüsü yasağının olduğu ve İmam Hatiplerin kapatıldığı dönemlerdi. Temsil ve liderlik vasıflarımız o yıllarda güçlendi. Akabinde İstanbul’a geldik. Burada da vakıf ve dernek eksenli çalışmalarımız oldu. Sohbetlere katıldık, yardım faaliyetlerinde bulunduk. Çocuklarım üniversite eğitimine başladığında aslında benim de içimde hala bu yönde bir istek, özlem olduğunu fark ettim. Zaten hayatımın her anında toplumla iç içe bir yaşantım vardı, hal böyle olunca da 2013 yılında İstanbul Üniversitesi’nde Sosyoloji eğitimine başladım. Tabii yine önderlik etme ruhumuzla öğrenci arkadaşlarımla hocalarımız arasında iletişim noktasında bir köprü vazifesi üstlendik. Bu süreçte, alanla ilgili oluşumları, dernekleri inceleme fırsatım da oldu ve “Toplumsal Sorunlara İnsani Çözümler” sloganımızla örtüşen hiçbir çalışmanın olmadığını gördük. Merkeze insanı koyan; onun ideolojisini, inancını, düşüncesini sorgulamayan, onun öz benliğinde oluşturduğu kimliğe dokunmadan, süreç içerisinde doğruları bulması için bütün kapıları aralayan bir yapıya olan ihtiyacı hissettik. DUSODER’in sloganının merkezinde yatan felsefe de bu aslında.
Dernek kurulmadan önce tabi birtakım girişimler oldu ama sağlıklı ve dönüştürülebilir bir misyonunun olmadığını fark edince bazı şeylere mesafeli kaldık. Bu süreçte 8-10 toplantı yaptık ve başarabileceğimize inanan arkadaşlarımızla 2018 yılında derneğimizi resmi olarak kurarak yola koyulduk ve şimdi geldiğimiz noktada birçok kişinin ifadesiyle “iyi ki böyle bir dernek kurulmuş” sözlerini işiterek mutlu oluyoruz. Bundan aldığımız güçle, aynı kararlılıkla yürüyoruz.
O “iyi ki” diyenler için bizlere biraz da derneğin üstlendiği misyon ve vizyondan bahseder misiniz?
Bu yola “Toplumsal sorunlara insani çözümler!” sloganıyla çıktık ve bizi tanıyıp bize inananlarla bu yolda yürümeye başladık. Sloganımızın çıkış noktası ve bu eksende derneğimizin misyonu; toplumumuzu ilgilendiren her alanda, kıyıda köşede kalmış, aklınıza gelebilecek klinik vaka olmuş tüm sorunlara akılcı çözümler üretebilmek. Bizim için çözüm üretebilmenin en önemli unsuru ise o sorunu hissedebilmek ve hissetmekle birlikte belki biraz vizyoner yönüne de değinmek. Vizyoner kişiliğe kavuşursa bunu ancak hissedebileceğini düşünebilir bir misyonumuz var aynı zamanda.
DUSODER olarak, kuruluşumuzdan bu yana toplumumuzda 3 ana sorun tespit ettik. Bu sorunlardan biri Ailede başlıyor, diğeri Kurumlarda devam ediyor ve bu sorunların çözülme noktası olan Sistem olduğunu söylüyoruz. Aslında tersten baktığımızda da sistemin yapması gereken 3 şey var; Eğitim sistemi düzeltilmeli, Hukuk sistemi ayağa kaldırmalı ve Ekonomi iyileştirilmeli. İşte bizim misyonumuz; bu alan ve konularla ilgili çalışacak olan gerek bürokratlar gerek siyasetçiler, gerekse konunun uzmanları akademisyenlerin dikkatini buraya çekmek. Eğer bunlar olgunlaşır ve iyileşirse toplumdaki refah, anlayış ve eğitim seviyesinin yükseleceğine ve iletişim kalitesinin artacağına inanıyoruz. Kamplaşmanın üst düzeyde olduğu farklı ideolojilerin, mezhep, meşrep ya da etnik grupların birbirlerini ötekileştirdiğini düşünüyoruz. Bunun düzeltilmesinin formülü de az önce saydığım 3+3’de yatıyor. Bu araçları iyileştirdiğimizde toplum daha makul ve merkeze yakın olacaktır. İşte DUSODER’in misyonu bu meselelerin formülize edilerek çözüleceğine inanması ve çözüm ortaya koymasıdır. Vizyonuna gelince; bu meseleyi dert edinmiş, aşk ve şevkle çözeceğine inanan bir topluluk ve yaşam kültürü oluşturmak.
Derneğe isim verirken çıkış noktanız neydi? Kulağa hoş gelen ve oldukça iddialı bir isim DUSODER.
Derneğimizin kuruluş aşamasında, çıkış noktası Türkiye olan çeşitli isim alternatifleri üzerinde düşünürken bunun yasal olarak mümkün olmadığını öğrendik. Kurucu arkadaşlarımızla birlikte yine farklı isimler üzerine istişarelerde bulunduk. Nihayetinde neden daha kapsayıcı bir hedefimiz olmasın dedim. Dünya küçülüyor, biz kendimizi küçültmeyelim diyerek Dünya Sosyologlar ismini önerdim. O zaman itirazlar olsa da bugün iyi ki bu ismi vermişiz diye düşünüyorum.
2020 yılının Mart ayında dernek merkezinin açılışının hemen ardından ne yazık ki Covit-19 salgını yaşandı ve pandemi sürecine girildi. Bu süreç DUSODER’i nasıl etkiledi?
İnsan hayattaysa meseleleri çözüyor demektir. Hala buradayız ve DUSODER çalışmalarına devam ediyor. Pandemi başladığında birçok arkadaşımız özellikle maliyetler açısından iyi bir karar vermediğimizi düşünse de anlayışlı kişilerle karşılaştık ve Allah’ın yardımıyla yürüdük geldik. Şunu söylerim hep; her krizin bir fırsatı vardır. Bugüne kadar yaşadığımız her krizde bir şeyler öğrendik. Pandemi boyunca da öğrenip ifade edeceğimiz süreçler yaşadık. Sosyolojik kavramla da serbest sosyoloji zamanlı yaşadık. Bu süreçte yaşanan değişim ve dönüşümleri kendi anlayışımızla daha da ileriye taşımak için kullanacağımız araç ve yöntemleri geliştirdik. Eğitim alanında olduğu gibi uzaktan yapılan çalışmaların hayatın vazgeçilmezleri olacağını gördük ve ona göre yapılanmamızı hazırladık ve devam ediyoruz. Pandemiden çıktığımızda, depoladığımız bilgi birikimi ve enerjimizle yola devam edeceğiz. Toplumun ve yöneticilerin gelecekte buna daha çok ihtiyaçları olacağını düşünüyoruz. Gerek yerel yönetimin, gerek siyaseti ortaya koyan iradelerin olsun; bizim söylemlerimizin çok altında konuşan bir yaklaşım ve seviyeleri var. Bu nedenle sosyologların, özelde ise Dünya Sosyologlar Derneği’nin gelecekte bu misyonunun topluma çok şeyler kazandıracağını düşünüyoruz. Bu ülkedeki insanlarımızın değer ve inançları ekseninde yapılanmasının bu toplumun geleceğini inşa edeceğini düşünüyoruz. İşte, Dünya Sosyologlar Derneği bunu inşa etmek için bütün formülleriyle ve donanımıyla hazırdır. Gerektiğinde siyasetçilere danışman olabilir, yerel yönetimlere yol gösterebilir, projeler hazırlayarak kurumların işlemesini sağlayabilir misyonu üstlenmiştir ve bunu da devam ettirecektir.
Sosyolog kimliğinizle sizce bir Sosyolog nasıl olmalıdır ve DUSODER buna ne katkı sağlayabilir?
4 yıllık fakülte eğitimini tamamlayarak diploma almaya hak kazananlar sosyolog olur mu? Elbette ki olmaz. Sadece yetkinlik diplomasını almış olur. Yeterlilik konusunda, ortaya koyacağı performansla değerlendirilebilir. Mutlak manada sosyal bilimlerin tanımı olmadığı gibi sosyolog tanımının içeriğini de sabit tutmak mümkün değil. Ancak sosyolog; olan durumları gözden geçirip tespit ederken olanla yetinmemeli, olması gereken ile ilgili de düşünüp düşündüğünü ortaya koyabilmeli.
August Comte, sosyoloji kavramını ilk ortaya koyduğunda o dönemden sonra yapılanı ve batı felsefesini ortaya koyan çalışmaların hepsinin batıdaki devlet yönetimlerini belirlediğini görüyoruz. Max Weber’in Alman Anayasası’nı hazırlaması buna açık örnektir. Türkiye’de sosyoloji kürsüsünü kuran Ziya Gökalp’in o günkü Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında büyük bir misyon görevi üstlendiğini görüyoruz. Sosyolog, sosyal bilimci, sosyal meselelerle ilgili gördüğünü ifade ettiği gibi gördüklerinden oluşacak sorunları da ifade etmeli ve nasıl giderilebileceği noktasında bir takım formülleri olmalı. Yoksa teorik bir ortamdan öteye geçemeyiz. Yani sosyolog olanı tespit eder, olması gerekeni de formülize eder.
DUSODER olarak şu eksikliği görüyorduk; sosyoloji sadece üniversitelerde okunan teorik bilgilerden ibaret bir çalışma. DUSODER olarak, sosyolojinin toplum içerisinde bir uzantısını sağlamak istiyoruz. Oradan mezun olan arkadaşlarımızın toplum içerisinde çalışmalarda bulunması gerekiyor. Bu konuda, Sosyoloji Okumaları Enstitüsü fikrimizi de hayata geçirip birkaç defa yapmış olduk.
Anladığımız kadarıyla DUSODER’in faaliyet yelpazesi oldukça geniş. Biraz da bunlardan konuşmak isteriz.
Çalışmaların Türkiye çapında olması arzusundayız. Bu noktada çalışmalarımızı; toplumsal yapıları tespit etmek, bu yapıları kendi bünyemizde analiz edecek donanımlı kadrolar oluşturmak ve toplumsal yapıdaki işleyişi projelendirip ilgili kurumlarla iletişim sağlayarak toplumumuza maksimum fayda sağlamak şeklinde üç aşamalı olarak yürütüyoruz. Bir diğer idealim ise yaşam kültürü oluşturabilmek. Bu da toplumun kamplaşmış zihniyetlerini resetleyip beraber yaşama ortamına çekmek.
Sosyolojinin siyasete, kurumlara, üniversitelere, akademisyenlere katkısı olabilir. Bu yüzden DUSODER olarak, Sosyoloji Okumaları Enstitüsü’nü önemsiyorum. Çünkü hayata hâkim olmayan bilgi, anlamsız bilgidir. Bunun yanı sıra çeşitli kişisel gelişim kurslarımız da mevcut.
DUSODER olarak birçok STK ile kadına şiddet, çocuk istismarı vb. konularda ortak çalışmalar yürütüyoruz. Yine KIZILAY ve AFAD ile ortak çalışmalarımız mevcut.
Ayrıca genç sosyolog kardeşlerimizin kendilerini ifade etmeleri adına bir de dergi çıkartıyoruz.
DUSODER’in bundan sonrası için hedefleri nelerdir ve okurlarımız için son olarak neler söylemek istersiniz?
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi DUSODER olarak Eğitim, Ekonomi ve Hukuk bizim için öncelikli konular ve bunlar üzerine yoğunlaşmaya devam edeceğiz. Yine daha önce bahsettiğimiz gibi işleyiş bakımından birbirinden kopuk olan Aile, Kurumlar ve Sistemi aynı frekansa bağlamak bizim için öncelikli.
Bir diğer önceliğimiz de gençlerimiz. Mevcut modernite ve kapitalist sistemin bitirdiği adeta gönüllü kölelere dönüştürdüğü gençlerimizin farkındalık sahibi olmalarını sağlamak. Kapitalizm, sürekli tüketime yöneltir. Oysa bizim, insanların üretime dahil, zihinsel ve pratik gelişimine katkı sunabilecek projelerimiz var.
Sosyolog kardeşlerimizin istihdamına yönelik çalışmalara hız kazandırmak ve katkı sağlamak hedeflerimiz arasındaki bir diğer konu. Sosyal bilimcilerin olmadığı yerde sosyal yapılar kime göre, neye göre şekilleniyor? Siyasetin toplumu şekillendirdiğini görüyoruz ve bu toplumun gelişmesine duvar örecektir. Şöyle söyleyebilirim; dünyayı, sorundan beslenen iktidarlar yönetiyor. Sosyologların, sistemin içerisinde sorumluluk alması gerekiyor.
Son olarak biz DUSODER olarak insanların zihinsel gelişimine katkıda bulunacak çalışmalar yapacağız. Modernitenin kıskacında yalnızlaştırılmak istenen insanlar için özüne döndürecek çalışmalar yapacağız. Doğru bilgi, doğru kültür, doğru yaşam modelleriyle insanlarımızın değişimine ve dönüşümüne kapı açacağız. Bu anlamda da fikrim şu ki; bu işi yürüten sistemin çok acilen toplumsal sorunların tartışıldığı ve yapılandırıldığı bir Sosyal Araştırmalar Merkezi kurması gerekmektedir.
Teşekkür ediyorum.