Günümüzde hızla artan sosyal medya kullanımı, insanı kontrolsüz ve bilinçsiz bir biçimde etki altına alıyor. Sosyal mecraların sunmuş olduğu olanaklardan yararlanırken çoğu insan, bunun üzerine düşünmeden, sadece beğenilere ve beklentilere göre hareket ediyor. Ne yazık ki hayata karşı duruşlarını, karakter, hâl ve hareketlerini başkalarının beğeni ve takipçi sayısına göre dizayn etmeye çalışan bireyler ortaya çıkıyor. Aslında burada gizli bir mobing söz konusu. Gerçek karakterlerine yabancılaşıp olmak istedikleri karakterlere bürünerek, “mış” gibi yaşamaya çalışan ve bunun kendilerine neler getirebileceğinin farkına dahi varmayan “sanal köleler” oluşuyor. Bu sanal köleler, zamanla geçmişi ve geleceği arasında bağ kurmakta zorlanan, ananelerine yabancı, empati yapamayan, sabırsız, her şeyin bir an önce olup bitmesini isteyen birer bireyler olacaklar ki bu da toplumdaki ilişkileri derinden etkileyecektir.
Bir zamanlar “kokmuştur” düşüncesiyle komşularla paylaşılan yemekler, şimdilerde ise sırf sosyal mecralarda paylaşım yapmak için donatılan sofralarda yer alıyor. İtinayla fotoğraflanıp sanal alemde paylaşılıyor, hem de adeta yarış hâlinde.
Sosyal mecralarda herkes herkesle mekân, saat fark etmeksizin iletişim hâlinde, hem de gerçek dünyadaki iletişimden daha hızlı bir şekilde. Bu mecralarda ana ayak uyduran kimliklerle kurulan arkadaşlıklar, dostluklar, ilişkiler yaşanmışlık hissi uyandırmadığı için hiçbir sorumluluk barındırmayan kozmopolit bir sanal dünya sunuyor ve bu da bireylere cazip geliyor. Fakat bunlar zamanla birtakım sorunları da beraberinde getirecek. Örneğin, bireyler önce kimlik karmaşası yaşayacak ve bu önce kendine güvensizlik ile başlayıp bu güvensizlik topluma doğru ilerleyecektir.
İnsanlar artık kendi benliklerinin farkına varmalılar. Gözlerini, o sıkışıp kaldıkları küçük ekranlardan gökyüzüne çevirmeliler. Artık çocuklar, gençler gökyüzüne bakmıyor. Sokakta, yolda yürürken telefonda oyun oynamak sadece level atlatır. Ama gözlerini o ekrandan alıp gökyüzüne ve çevrelerine çevirirlerse hayal güçleri genişleyecek, empati yapma seviyeleri yükselecektir.
Çocuklar da Tehlikede
İnternet, ne yazık ki çocuklar için de büyük bir tehdit unsuru. Çocuklarımız, vaktinin çoğunu yaşıtlarıyla oyunlar oynamak yerine sanal oyunlarla doldurur oldu. Oysa, sokak oyunları çocuğun kendine güven, kendini denetleme, birlikte dayanışma hâlinde iş birliği yapma, kurallı, sorumluluk almayı gerektiren bireysel ve toplumsal alışkanlıklar kazanması için neredeyse bir gereklilik. Burada ailelere ve eğitimcilere büyük iş düşüyor. Çocuğun eline telefonu verip sessizleştirmek yerine, onlarla vakit geçirip bilinçli birer kültür aktarıcısı olmalılar. Bu sayede çocuk ve gençlerin tek endişeleri şarjın bitmesi ya da internetin kotasının dolması olmayacaktır. Ailelerin artık, “sussun” diye verdikleri telefonları, artık ellerinden düşürmez hâle gelen çocuklarına kızmak yerine, durup bir düşünmelerinin vakti çoktan geldi de geçiyor…