Sosyolog Dergisi Bir DUSODER Yayınıdır

Kapatmak için ESC Tuşuna Basın

Akıl Fenomeni ve Bilge Tilki

"Oz Büyücüsü" kitabının yazarı L. Frank Baum bize belki farklı yollardan bulduğumuz yahut keşfettiğimiz bir şeyi sunar; Akıl ve Kalp ikilemi ve buna bakış açımız. Oz Büyücüsü’nün Korkuluğu beyin yani akıl, Teneke Adam’ı ise kalp peşindedir: Oz ülkesine doğru yola koyulmuşken, Korkuluk tökezleyip bir çukura düşer. Teneke Adam, neden çukurun etrafından dolaşmadığını sorar: "O kadar akıllı değilim, kafam samanla dolu, Oz’dan beyin istemeye gidiyorum zaten." Onu anladığını belirten Teneke Adam, gene de beynin dünyadaki en iyi şey olmadığını söyler: "Sende var mı ki?" diye şaşkınlıkla sorar Korkuluk. Teneke Adam’ın cevabı: "Hayır benim kafam da bomboş. Ama bir zamanlar beynim de vardı, kalbim de… İkisini de denemiş biri olarak, daha çok bir kalbim olmasını tercih ederim." der.

Nitelikli günümüzün niteliksiz düşüncelerinden biridir "Akıl" fenomeni. Akıl, bizim keşif yolumuzda hayli önem taşısa da kalbin bu noktadaki önemi ve konumu eşsiz ve muhteşem bir noktadadır. Akıl; fonksiyonların, kuramların, teorilerin ve materyallerin kurucusu olsa da bunları salt kendisi ile ortaya koyduğunda yansıttığı tablo ile, kalp aynasından yansıttığı tablo elbette kıyaslanamaz.

Gabor Mate, "Vücudumuz Hayır Diyorsa" adlı kitabında duygulardan ve Ross Buck’ın "Özdüzenleme; kısmen, kişinin kendi hisleri ve arzularıyla uygun ve tatmin edici bir şekilde başa çıkabilme becerisi olarak tanımlanan duygusal yeterliğe ulaşmak" terimini ele alarak, zamanın getirisi olan akılcılığın, duygulara yani bir başka anlamı ile kalbe olan üstünlüğüne değinmek ister. "Akılcılığın yüceltilen kültürel sembolü, Uzay Yolu’ndaki duygu yoksunu Spock’tur."  Spock, Mate için bir akıl fenomenidir. Burada duyguların, hislerin belli bir olgunluğa erişmesinin, akıl fenomeninden çok daha ötede bir rol oynadığına parmak basmak ister.

Antoine de Saint-Exupery, "Küçük Prens" kitabında bilge Tilki aracılığıyla bize bir şeyler iletir. Bunların ilki; "İnsan ancak yüreğiyle görür. Aslolan göze görülmez." İkincisi; "Ancak kalple baktığımızda çok iyi görülür. İşin hakikati gözle görülmez." Üçüncüsü ise; " İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez."

Birbirinden farklı alanlarda, farklı kültürlerde olsalar da ortak noktada keşfedilen aklın; kendini bilen bir kalpten asla önde olamayacağı bilgisidir. Daha çocukken başlarız bu fenomenleri putlaştırmaya; "Bu çocuk ne kadar duygusal.", "Bu kadar hassas olma, biraz aklını kullan." … Putlaştırdığımız "Akıl" kavramının altında kalan yine bu lafları söyleyen bizlerden başkası değildir oysaki. Asırlar, coğrafyalar, kültürler her ne kadar değişkenlik gösterse de herkesin bir ortak noktasıdır "Akıl ve Kalp" ikilemi. Belki de insanlığın sırrı her bireyin kendi hayat yolculuğunda başlangıç rotası ne yöne olursa olsun bu sorunun cevabını kendi içinde bulmak ve keşfetmektir. Böylece Bilge Tilki’ye söyleyecek bir söz çıkar belki kalbimizden.

 

Leave a comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Dergiler