YAŞAMAK MI ZOR? ÖLMEK Mİ?

Koskoca bedenim nasıl olurda küçücük bir kuş fıtratındaki kalbimin çırpınışlarıyla ayakta durabiliyor? Yaşım göz açıp kapayana 58 oldu… Şimdi bir hastahane odasında günlerdir hem kendimle hem de vefasız çevremle kafamın içinde mücadele ediyorum… Bedenimden inen çocuklarım bile bir anda yabancı oldular bana… Hepsinden çok üzerine titrediğim, bakmaya kıyamadığım kızım bile yaklaşık bir aydır türlü acılarla kaldığım bu kasvetli odada beni dertlerimle başbaşa bıraktı… Öfkeli miyim? Evet hem de çok! Ama yine de beddua edemiyorum, göğüs kafesimin içinde çırpınan kuş ağlıyor, “kötü bir şey olursa yavrularına, dayanamazsın” diyor…

Hayatımdaki tüm bu kaos, altı ay önce eşimin ani vefatıyla başladı.

Yaklaşık 8 ay önce köyde tarla tapanla uğraşan, bahçesinde tavuk besleyen klasik bir çiftçi aileydik. İki tane ekilmiş bahçe ile ilk yazdan geldiğimiz köyümüzden, sonbaharın son günlerinde dönmeyi planlayarak yaşantımıza mutlu mesut devam ediyorduk. Ne vakit ki bel ağrılarım artıp dayanılmaz bir hale gelince eşim beni alıp köyümüze 2 saatlik mesafede bulunan merkezimizdeki devlet hastahanesine götürdü. Orada yapılan tetkikler neticesinde belimde kırık olduğu ama ondan daha da önemlisi acil olarak göbek fıtığından ameliyat olmam gerektiği söylendi. Henüz şaşkınlığı üzerimizden atamadan hemen yatışım yapıldı ve göbek fıtığından ameliyat oldum. Bir hafta hastahanede kaldıktan sonra eve gönderdiler. O zaman çocuklarım köye ziyaretime gelip geri dönmüşlerdi. Sadece memlekette evli olan ve sürekli ikamet eden kızım yanımızda kalmaya devam etti.

Günler geçip de henüz ameliyat dikişlerim düzelmeden bu sefer de eşim vücut ağrılarının çok arttığını, geceleri uyuyamadığını söyleyerek son kontrolüme gittiğimizde doktora göründü. Muayene neticesinde doktor bir şeylerden şüphelenmiş olacak ki birkaç tane kan tahlili görmek istediğini söyledi. Netice “kan kanseri”ydi. Bunca yaşına rağmen bir kez bile hastahanenin kapısından geçmeyen dağ gibi adam, doktorun söyledikleri karşısında  bembeyaz oldu. Olduğu yere yığılıp kalmıştı.

Çok geçmeden de bu düşmanım illet onu aramızdan aniden aldı götürdü… Belim zaten kırıktı, onun gidişiyle şimdi kollarım da kırılmıştı…

Çocuklarım ah babam, vah anam demesinler diye kanlı göz yaşlarımı içime akıttım… Her şey Allah’tan dedim, Yaradan’a sığındım… “Ana ağrın var mı ?”dediler.Mengenelerin arasında kaldığım halde “yok yavrularım, ben iyiyim çok şükür” dedim. Hiç dışarı ağlamadım. Komşularımız “ne metanetli garıymış, besbelli ölmesini bekliyormuş adamın, gözünden bir damla yaş çıkarmadı” demişler arkamdan… Hiç kimse aslında çocuklarımın üzülmesine kıyamadığımdan kendime kıydığımı fark edememişti…

Şimdi ise sadece altı ay öncesi yaşadıklarımın üstünden çok bir zaman geçmemiş olmasına rağmen, şu an bulunduğum hastahane odasında torunum yaşındaki doktorların gözetiminde, derdime eklenen dertlerin çaresini bulabilmek için bekliyorum.

Asıl acı olan ise; henüz mezar toprağı bile çökmemiş olan 45 yıllık hayat arkadaşımın acısını, diye diye ağlayamadan, sırf çocuklarım üzüntüden perişan olurlar endişesiyle kalbime hapsettim.Ben bencil olmayı başaramadım ama çocuklarım beni görmezden gelmeyi pek âlâ başardılar. Memleketteki doktorun “annenizi büyük şehirde bir hastahaneye götürün, burada yapabileceğimiz bir şey yok” sözleriyle başlayan ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dahiliye servisinde “karaciğer nakli” için sıraya giren kuş kalpli koca kadının kalbi nihayet öldü… Bana “karaciğer nakli” yapacaklarına evlatlarıma “vicdan nakli” yapabilseler eminim her şey çok daha kolay olurdu.

Şimdi tek başıma geceleri dört duvar arasında, gündüzleri Allah’ın yeryüzündeki kanatsız meleklerinin himayesinde sağlığıma kavuşturulmaya çalışılıyorum.

Oysa ki sevgi dolu o küçücük kalp eşimin yanında tahtaların altında yatıyor. Kuru ağaçlara can veren Allah kimbilir belki benim ölen kalbimi de diriltir. Kimbilir?

Yaşamanın ölmekten zor olduğunu anladığımdan beri hiçbir beklentim de kalmadı açıkçası…

Hakkımızda hayırlısı…

Varın sağlıcakla kalın…

Yorumlar
Henüz Yazıya Yorum Yapılmamış. İstersen İlk Yorumu Sen Yapabilirsin.
Yorum Yaz
Arzu Akpınar
Merhaba, ben Arzu Akpınar

Yazımı beğendiyseniz ne mutlu, sosyal medyada paylaşarak dergimize katkı sağlarsanız çok memnun oluruz.

Son Yazıları
Kategoriler
Sosyoloji Gündeminden Anında Haberdar olun.

Bültenimize Üye Olarak yayınlardan ilk siz haberdar olabilirsiniz