Uygarlık Üzerine

Uygarlık  nedir? 

“Uygar” ya da “uygarlık” kavramının ne olduğuna, neyi temsil ettiğine dair bunca zaman birçok tanım ortaya konmuş olsa bile bu kavramın hala tam anlamıyla tek bir tanımı yoktur bu yüzden tartışmaya açık bir kavramdır. 

Öncelikle kavramın kökenine bakacak olursak “uygar” kelimesi Türkçe bir kelimedir. Kelimenin Uygur Türkleri'nden geldiği söylenmektedir. Bunun nedeni olarak Uygur Türkleri'nin yerleşik hayata geçen ilk Türk Devleti olması ve yerleşik hayata geçmeden bir uygarlıktan bahsetmenin imkansız olarak düşünülmesini gösterebiliriz. Yine aynı nedenden dolayı uygarlık kavramıyla eş anlamlı olarak kullanılan “medeniyet” kavramı yerleşik hayata geçmekle oluşan Arapça "Medine" (şehir) kelimesinden türemiştir. Yine aynı şekilde uygarlık kavramı henüz Batı’ da kullanılmaya başlamadan beş yüz yıl önce İbn-i Haldun uygarlık anlamında “Umran” kelimesini kullanmıştır. Kelime mastardır ve bir yerde oturmak, yaşadığın yeri güzelleştirmek gibi anlamlara gelir. Uygarlık kavramının Latince karşılığı ise yurttaş, vatandaş anlamına gelen civis kelimesinden türetilen “civilization” kavramıdır ve bu kavram on altıncı yüzyıla gelindiğinde İngilizce'de terbiyeli, eğitimli anlamlarını kazanmıştır. 

Uygarlık kavramı her ne kadar Doğu’da anılmış olsa bile kavramın kullanım amacı ve anlamı Batı’da gelişmiştir. Bu sadece anlam gelişmesinden ibaret kalmamış on dokuzuncu ve yirminci yüzyıla gelindiğinde uygar veya medeni olabilmek için diğer toplumlar Batıyı örnek almaya başlamıştır. Bunun nedeni olarak daha önce Batı’da hakim olan ve yenilenmeyi, ilerlemeyi engelleyen skolastik düşüncenin aşılıp aydınlanma sürecine daha önce ve daha hızlı geçilmesi gösterilebilir. Böylelikle Batı yeniliklere daha çabuk atılmış; bilimde, hukukta ve siyasal yapıda daha önce gelişmeler kaydetmiş ve bu anlamda diğer toplumları daha geride bırakmıştır. Bundan dolayı zamanla Batı merkeze kendini koymuş ve diğer toplumların medeni, gelişmiş olup olmadığına kendiyle kıyaslayarak karar vermeye başlamıştır. Tabii ki sergiledikleri bu tutum Doğu toplumlarını da etkisi altına almış ve onlarda uygarlık, medeniyet seviyelerini hep Batı’ya kıyasla ölçmeyi, oluşturmayı adet edinmişlerdir. Uygarlığın geniş anlamda ne olduğuna dair yapılan bir sürü tanımlama bulunmaktadır. Öncelikle bunlardan bazılarına değineceğiz.

-Meriç’e göre uygarlık; içeriği, çağlara, ülkelere yazarlara göre değişen belirsiz bir kavramdır.

-Freud’a göre: Bir ülkede insanların toprağı işlemesi, su kanallarının düzenlenmesi, maden çıkartılıp işlenip bunun gerekli aletlere dönüştürülmesi, vahşi hayvanların ortadan kaldırılıp evcil hayvan yetiştirilmeye başlandığı, kısaca insanın doğaya hükmettiği topluluklar, uygarlığa hatta en yüksek düzeyde bir uygarlığa ulaştığı kabul edilir.

-Bauman’a göre: “Uygarlık, kaostan kurtulmaktır”. Uygarlığın getirdiği sistemler hayatı, yaşamın çıkışını düzenlemektedir. Ancak bununla beraber kaostan kurtulma mücadelesi hiçbir zaman bitmeyecektir. Doğal kaynaklar tükenme ile karşı karşıya kalıp yeryüzü sorunları içinden çıkılmaz hal alacaktır. Nitekim şu an bu duruma gelmiş ve daha kötü olmaya devam etmektedir. Buna rağmen biz kendimizi “uygar” görüp bunun güvencesi altında hissederek bulunduğumuz sıradanlıkla yaşama devam ediyoruz. 

-Uygarlık için yapılabilecek bir başka tanım ise tarihte insan faaliyetlerinin, yaptığı ürünlerin ve deneyimlediği tecrübelerin bir bütünüdür diyebiliriz. Marcel Mauss, uygarlık için “İnsanlığın tüm kazanımlarıdır” demiştir. Yani bu tanıma Uygarlığı: İnsanın evrimleşmeye başladığı andan itibaren; ateşi keşfetmesi, beslenmek için kendisine yeni avlar bulması ve yeni av aletleri icat etmesi, kendi gibi evrimleşen fakat farklı yerlerde yaşayanlarla tanışması, buradan sonra Mezopotamya gibi o zamanki şartlara göre yaşama en elverişli olan yerleri kendine daimi yerleşke yeri seçtiği ana kadar ve buradan sonra devletler krallıklar, imparatorluklar, felsefi düşünce akımları, pozitif bilimler, çeşitli dinsel inanışlar kurarak çeşitli derecede büyük ve yıkıcı savaşlar yaparak ve en nihayetinde bize yakın zaman olarak sayılan teknoloji çağına gelip artık değil bu dünyaya hükmetmek evrene hükmetme, başka gezegenlere ulaşma onlara da hükmetmeye çalışan bir çağa gelene kadar yaşadığı keşfettiği, öğrendiği, icat ettiği her şeyin ve hatta bundan sonraki yapacaklarının da bir bütünü olarak açıklayabiliriz. 

 - Bu tür tanımlamalara karşın “uygarlığın” daha farklı ancak mahiyetli bir tanımı vardır. Uygarlık, öncelikle “öteki” ile karşılaşma, karşı karşıya gelerek “onlar” ve “biz” arasında yeniden düşünme ve kıyaslamadır. Genelde insan bu aşamada hep uygun, doğru ve iyi olanı “biz” olarak görür. Karşıdakinin değer yargılarının da yılların birikimi olduğunu, kendisinin doğrularının her zaman, her yerde, herkese göre doğru olamayacağını düşünemez. Bu nedenledir ki kendini “uygar” gören “biz”, belli önyargılarla kendisinden aşağı gördüğü “onlar” ile çatışmaya girer.

 - Bir başka tanımlamaya gelirsek “uygarlık” anlam olarak kabaca “barbarlık” zıttı olarak görülmüştür. Hatta on dokuzuncu yüzyıl toplumlarındaki evrimci antropologlar toplumsal gelişmeyi, “vahşilik” ile başlayan ve “uygarlık” ile biten doğrusal bir çizgi üzerinden düşünüyorlardı. “Barbar” kelimesinin kullanım tarihine bakılacak olursak: Eski Yunanlılar kendilerine “Helenler”, başka dilleri konuşan, anlamadıkları yabancılara ise “barbar” derlerdi. Bu sadece dil farkını ifade etmek için değil, farklı iki yaşam tarzını da ifade eder. Konuya bu pencereden bakacak olursak aynı üst maddedeki gibi uygarlık kavramının “biz” karşısındaki “onlar” olduğu önümüze çıkar. Aynı zamanda uygarlık 19. Asır başlangıcında kurulu bir düzen, toprağı ekip biçme anlamında barbarlığın karşılığı olarak kullanılmıştır ve uygar olmak iyi, uygar olmamak kötü bir şey olarak görülmüştür. Bu barbarlık konusunda görülmeyen ve dikkat çekilmesi gereken bir husus vardır ki; günümüzde “uygar” denilen, kendini bu seviyede gören, vahşilikten, barbarlıktan kurtulduğunu düşünen birçok toplum, terk edilmeye çalışılan “doğanın barbarlığından” kaçmış ancak “uygarlığın içindeki gizli barbarlıktan” kurtulamamıştır.  Kendini uygar olarak gören toplumlar, kendinden aşağıda olanları vahşice sömürmeye, kendine rakip olarak gördüğüyle kıyasıya savaşmaya, doğaya katledercesine hükmetmeye başlamıştır. Kaçtığı barbarlıktan sığındığı uygarlıkta en baştaki halinden çok daha aşağısına düşmüş olarak görülebilir. Freud uygarlığın geldiği noktaya çok dikkat çekmiş ve uyarılarda bulunarak şunları demiştir: “İnsanlık, doğa kuvvetleri üstünde öyle bir hakimiyet kurdu ki bunun yardımıyla birbirlerini son kişi kalana kadar yok etmekte hiç zorluk çekmeyecekler. Şimdiki huzursuzlukların, mutsuzlukların ve kaygılı hallerinin büyük bir kısmının sebebi bunun kendilerinin de bilmesidir.”

 Peki insanlık geldiği bu noktada ne yapacaktır? Ne yapmalıdır? Genel olarak yerleşik hayata geçişle başlanıldığı kabul edilen uygarlık serüveni daha sonraki yüzyıllarda insanlık için önemli devrimlerle ilerlemiş, büyümüş bundan önceki birkaç yüzyılda teknoloji gelişimiyle çok büyük boyutlara ulaşmıştır. Şehir düzenleri, var olan hukuki düzenler, uyulması zorunlu kurallar ile yaşam düzene sokulmaya çalışılmış birçok açıdan fonksiyonlu kentler inşa edilmiş, adeta bina dikilmeyen yer kalmamış yukarıda bahsettiğimiz uygar olmanın tanımında söylenenler uygar olmanın şartları olarak benimsenmiş ve bunlara ulaşmak için çabalanmıştır. Bu noktaya gelirken insan, doğaya karşı hükmetmekte olan savaşını büyük bir şiddetle devam ettirmiştir. Bu savaşı görünüşte büyük ölçüde kazanmıştır ama aslında bu savaş insanlığın hüsranlığına doğru gitmektedir. Uygar olmak için kaçılan barbarlıktan, uygarlığın içindeki barbarlığa düşülmüştür. İnsanlık bunun içerisinde kıvranmaktadır. Bazıları artık uygarlık içinde düşülen barbarlıktan kaçış olmayacağını düşünse bile, bazıları çözüm olarak doğaya hükmetme savaşını bitirip tekrar doğaya dönmeyi, bazılarıysa (Stephen Hawking gibi düşünenler) dünyayı terk etmemiz gerektiğini söylemektedir. İnsanlığın buna ne tür bir çözüm bulacağı bir belirsizlik olmakla birlikte belirgin ve net olan tek bir şey olduğu görülüyor ki bu: Asıl anlamda uygar olabilmek için uygarlık olarak tanımladığımız bu durumun içindeki barbarlıktan kurtulmaktır.

 

 

 

Kaynakça

Braudel, F. (1996). KELİME HAZNESİNİN DEĞİŞİMLERİ. F. Braudel içinde, Uygarlıkların Grameri (s. 27-32). Ankara: İmge Kitabevi.

COŞKUN, İ. (tarih yok). Uygarlık Tarihi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi.

Çoban, Z. (2006). Batı Uygarlığının Kültürel Temeli Olarak Yunanlılık: Atina Polis Yüksek Lisans Tezi. Sakarya: Sakarya Üniversitesi.

KENNY, M., & SMİLLİE, K. (2016). Antropolojiye Giriş Kültür Ve Mekan Hikayeleri. Ankara: Dipnot Yayınları.

 

KOCAKAYA, R., & TEMİZ, R. (2018). UYGARLIK VE YOZLAŞMA. 3.ULUSLARARASI KÜLTÜR VE MEDENİYET KONGRESİ, (s. 380-383). MARDİN.

 
 

 

 

Yorumlar
Henüz Yazıya Yorum Yapılmamış. İstersen İlk Yorumu Sen Yapabilirsin.
Yorum Yaz
Zeynep Sıla Kantar
Merhaba, ben Zeynep Sıla Kantar

Yazımı beğendiyseniz ne mutlu, sosyal medyada paylaşarak dergimize katkı sağlarsanız çok memnun oluruz.

Son Yazıları
Kategoriler
Sosyoloji Gündeminden Anında Haberdar olun.

Bültenimize Üye Olarak yayınlardan ilk siz haberdar olabilirsiniz