TÜKETME AZMİ VE İKTİSAT

     İnsanların bitmek bilmeyen istekleri vardır ve bazen bu istekler insanı esareti altına alır. Neyin ne kadar ihtiyaç neyin ne kadar gerekli neyin ne kadar olmazsa olmazımız olduğu konusunda doğru tespitler yapabiliyor muyuz? Ya da doğru tespit için ihtiyaçlarımıza değil de sadece isteklerimize mi odaklanıyoruz.

   Hayatın algılarımızdan ibaret olduğu yaşama felsefemizde, tüketim odaklı mı ihtiyaç odaklı mı olduğu tahlilini masaya yatırmadan harekete geçiyoruz. Öyle ki evlerimiz dolu dolu ama hala ihtiyaç dürtümüzde bir azalma görülmüyor. Âdeta tüketme azmiyle bağlanıyoruz yaşamaya.  Bu noktada ihtiyaç algımızı irdelemek önemli.

   Hangi duygu ve düşüncenin insanı yönetiyor olduğu konusunda sorgulamadan yaşandığı ve sadece maddi manevi alma odaklı olduğumuz dünyada, neden hala eksiklerimiz bitmiyor ve nasıl oluyor da mutluluk hormonlarımız bu tüketme merkezine bağlanıyor.

    Geçmiş zamanların birinde bir kral sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastlar. "Dile benden ne dilersen" der. Dilenci güler ve : "Sanki dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz." diye yanıtlar. Kral alınır ve söyleşi koyulaşır. Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle hele; Ne istiyorsun?

"Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım".

-Ne istersen verebilirim. Ben güçlü bir imparatorum. Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz.

Bunun üzerine dilenci, çanağını uzatıp, "Şu çanağı herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz?" diye sorar. Kral kahkaha atar ve vezirine çanağı altınla doldurmasını emreder. Lakin kralı şaşkınlığa bırakacak bir hadise gerçekleşir. Çanak dolup taşmakta ve anında boşalmaktadır. Paralar buhar olup uçmaktadır sanki. Kral neye uğradığını şaşırır, onuru kırılır.

Bir dilenci çanağını dolduramadığı kulaktan kulağa yayılır. Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtılır çanağa. Ne var ki çanağın dibi yoktur sanki. Yer yutar ama boş kalır. Kral yenik düşmüştür. Dilenciye yakarır : "Tamam, sen kazandın. Dileğini yerine getiremedim ama bana çanağın neden yapılmış olduğunu anlat."

Çok basit, diye yanıtlar dilenci. İnsan dimağından yapılmıştır. Yani, insanın arzu ve isteklerinden. Doymak bilmez oluşu da bundandır. Bu gerçeği bir kez kavrarsan yaşantın değişir.

   Kral ile dilenci arasındaki bu diyalog bizim hayatla aramızdaki diyalog aslında. Pandemi sürecinde de bu gerçekle az yüzleşmedik. Dolaplarımız ayakkabı, kıyafet vs. dolu ama onlara ihtiyaç duymadan yaşayabildik bu süreçte. İnsanın odaklandığı özgürce dışarı çıkmak sevdikleriyle görüşmekti. İşte bu demde beynin odaklandığı merkez değişmiş ve algılarımızın istikametinde isteklerimizinde yönünü değiştirmiştir. Yani isteklerimizin izinde değil ihtiyaçlarımızın izinde algılarımız harekete geçmiş ve o yönde yoğun bir ihtiyaç hissedilmiştir. Konu derin, her insanın kendi içinde devam ettireceği iç muhasebeyle sizi baş başa bırakıyorum. Hayatı gerçek nesneler ve şeylerle doldurabilmek duasıyla selamlar…

Yorumlar
Henüz Yazıya Yorum Yapılmamış. İstersen İlk Yorumu Sen Yapabilirsin.
Yorum Yaz
Sosyoloji Gündeminden Anında Haberdar olun.

Bültenimize Üye Olarak yayınlardan ilk siz haberdar olabilirsiniz