TOPLUMSAL DİNAMİZM - ETKİSEL SAVUNMAYA TEPKİSEL SALDIRI

ETKİSEL SAVUNMAYA TEPKİSEL SALDIRI

İlkbahara ve Sizlere Merhaba Sevgili Dostlar,

Son günlerde adet olduğu gibi devletimizi ve toplumumuzu ilgilendiren önemli bir konuyu yine sosyal medya haberleriyle öğrendik. Şiddeti önlemek fikrinden hareketle imzalayan ilk ülke olduğumuz, fakat uygulamada başka şiddetleri doğuran Uluslararası bir Anlaşmadan çekilme kararının gölgesinde 6.sayımızı çıkarıyoruz. Ve dergimiz SosyoLOG bu ay “Şiddet” konusu bağlamında takdirlerinize sunuluyor, ne kadar da garip bir tevafuk değil mi?

Freud’u birçoğumuz duymuştur. Onun kurduğu Psikoanalitik yaklaşıma göre bireyin eylem, duygulanma, arzu gibi davranışlarını belirleyen temel iki içgüdü vardır ki bunlar cinsellik ve saldırganlık olarak kabul edilir.

Bunların mitolojideki temsilleri ise Eros ve Thanatos’dur. Böylece enerji ve dürtüler Eros, yıkıcı arzu, istek ve davranışların dinamiği de Thanatos ile yani saldırganlıkla ilişkilidir.

Efendim biz bu kavram ve isimleri mitolojinin dogmalarında bırakarak, şimdi de biraz yaşadığımız gerçekliğe dönelim ne dersiniz? Çünkü içsel güdülerin kaynağı kadar çevresel uyaranların dürtü ve davranışlarımıza nasıl ve hangi “şiddette” etki ettiğini de incelemediğimiz takdirde nesnelliğe ulaşamayız.

Ne demiş Isaac NEWTON; “Bir cisme herhangi bir büyüklükte kuvvet etki ederse, cisim de bu kuvvete eşit fakat zıt yönde tepki verir.” Yani kafanızı duvara 5 gücünde vurursanız duvarda size 5 gücünde karşılık verecektir. “Hiç duvar da vurur muymuş?” diyenlere cevaben deriz ki “Haydi buyursunlar efenim, denemesi bedava!” Söz yasalardan açılmışken işte buna da kısaca “ETKİ-TEPKİ YASASI” diyoruz.

İyi ama “TEPKİYİ” yıllardır topluma bulantı getirircesine gözümüze sokmuyorlar mı zaten? Oysa tepki bir sonuç, sonuç ise sebebin ürünü değil mi? Öyleyse biz tepkiye neden olan “ETKİ”yi ortaya çıkarmaya çalışalım!

“Ana gibi yâr vatan gibi diyar olmaz.”

“Cennet anaların ayağı altındadır.” gibi ön kabullerle asırlarca yoğurulan atalarımıza, gündelik hayatta çarşıda, pazarda, minibüste, hastanede, postanede, vapurda, trende bir şekilde sosyal iletişime geçmek durumunda kalınca yaşına ve ahvaline hürmetle karşıdaki  “Karşı Cinsine”

  • “Hanım Abla”
  • “Yenge Hanım”
  • “Bacı”
  • “Hanım Kızım”
  • “Teyzeciğim”
  • “Anacığım" şeklindeki ilk hitabında bile bu nezaketi sergileyen beyefendilerimize “ETKİ” eden nedir ki bu ay biz “ŞİDDET” kavramını konu aldık acaba?

1970’li yıllardan günümüze tüm Yeşilçam Filmleri ve sonrası TV dizilerini tarasanız “Kadına Tokat Atılmayan, İtilip Kakılmayan” tek bir film ya da proje bulamazsınız; diye bir önermede bulunsam mübalağa mı olur?

Vaktiyle “Kadirizm” denilen bir olguyu dudaklarını ısırarak izleyenler, nedense bugün buyurgan ve lümpen nümayişleriyle dikkat çekmekten geri kalmıyor. Eh, tabii yerseniz!

Bir sorum daha var, film ve dizilerde hangi örf adet gelenek ve hayâ hülasa “ÂHLAK” anlayışı işlenmiştir? Akıllara gelen o şirin Âdile Naşit ve Münir Özkul filmlerinde dahi “asi evlat, hayâsız patron, sahtekâr amca, eşini aldatan eş” ve daha nice değerlerimiz bol sıfırlı Newton şiddetindeki “ETKİ” lerle organize bir şekilde tarumar edilmedi mi?

O hâlde tepki ne mi oldu? Sizce?

Öyleyse hangi yasanın kabul ya da ilgasından önce toplum olarak “Biçtiğini beğenmeyen ektiğine baksın.” yasasının önemini kavramak ve geleceğimizi buna göre programlamak zorundayız.

Hep birlikte maruz kaldığımız bu sistemli etkiler 40 -50 yıldır devam etse bile bunu tersine çevirebilecek, “BİR ETKİ BAŞLATARAK BAŞARIYA ULAŞMAMIZ” modern (!) dünyada belli ki en az 20-25 yılımızı alacaktır. Ancak vakit az iş çok olsa da çok sevdiğim bir söz var “Yaşıyorsan, Bitmemiştir!” (Martı Jonathan Richard Bach)

Öte yandan Yasa, hak, hukuk demişken bu köşenin de bu fakirin üzerindeki hakkı şu düsturu hatırlatmaktır:

“KADINLAR SİZİN EMANETİNİZDİR!”
(Hz.Muhammed (s.a.v.) Mekke 9 Zilhicce 10/M.S. Mart 632)

Nümayişperest tayfanın inançlara ve kelimelere takılırken atladığı detay ise şu emanet sözcüğünün TDK  Sözlüğündeki tanımında saklı. “Birine geçici olarak bırakılan ve teslim alınan kişice korunması gereken eşya, kimse vb.”

“Merdi Kıptî Şecaat Arz Ederken Sirkatin Söylermiş” misali materyalist bilinçlerinin kapasitesi yetmediğinden olsa gerek “Kadın Eşya Değildir!” sloganıyla güya farkındalık oluşturmak iddiasında olanlar, emanetin geçici olarak bırakılan, ancak teslim alana, tasarruf ya da mülkiyet hakkı yerine bilakis koruma sorumluluğu yüklenmesi olduğunu bir anlayabilseler belki de birçok ön yargının kırılması kendiliğinden gerçekleşecek. Ah Keşke!..

 

 

ŞİDDET NEYDİ?
Büşra  ÇELİK BİÇER
Yorumlar
Henüz Yazıya Yorum Yapılmamış. İstersen İlk Yorumu Sen Yapabilirsin.
Yorum Yaz
Sosyoloji Gündeminden Anında Haberdar olun.

Bültenimize Üye Olarak yayınlardan ilk siz haberdar olabilirsiniz