ŞİDDET NEYDİ?

Son zamanlarda sıklıkla; gündemi meşgul eden konulardan birisi, şiddet. Şiddet üzerine düşünmek, konuşmak, yazmak ve bu olguyu anlamlandırmaya çalışmak bize düşen görevlerden birisi. Peki bu şiddet neydi? Ya da şiddetin neliği nelerdi? Şiddet üzerine felsefenin yanı sıra, diğer disiplinlerin de dâhil edildiği geniş bir literatürün olduğunu söyleyebiliriz. Literatür tanımlamaları, şiddetin tanımı, neliği, işaretler, sesler…Bu kadar kavramlar ve açıklamalar üzerine yazılanlar, çizilenler, okunanlar, bu çığlıklar neden sizce? Toplum olarak, insan olarak hangi değerlerimizi kaybettik ve insan olmanın anlamını yitirdik? Mazlumların hakkını korumamız gerekirken, ezileni korumamız gerekirken ne oldu da kaybettik bu hislerimizi ve güçsüzü ezmek için güç gösterdik ve buna “şiddet “ dedik. Sosyal yaşamda; siyasi yaşamda, şiddeti tanımlamaya çalışırken neleri unuttuk, hangi kavramları çözümleyemedik, insan aklı nerede tıkanıp kaldı ve düşene bir tekme atma yarışına girdik, âcizi daha acizlendirdik. Son zamanlarda; özellikle “şiddet artışlarının nedeni ne olabilir?” sorusu üzerine hepimiz düşünür olduk. Toplumun dünya algısının değişmesi, değişen yaşam koşulları ve algılar, medya, izlenilen tv programları ve özellikle dizi içerikleri, kadına; çocuğa bakış açısının değişmesi, normalleştirilen kavramlar ve öğretiler hatta değişen kendi öz gelenek göreneklerimiz… Eskiden ulaşmanın zorlukları karşısında meydana gelen sabrın, şimdilerde, tek tuşla dünyayı parmak uçlarımızda dolaştığımız şu günlere evrilip, sabır kelimesinin anlamını yitirip gitmesi ve bunun sonucu oluşan doyumsuzluk ve şükürsüzlük olgusu…  Yeni ve modern dünyanın zincirlere hapsolmuş yeni model insanları haline dönüş(türül)memiz. Modern dünya algısında daha çok küçülen ve nefsi karşısında iradesizleşen bireyler olduk, elimizdeki aza şükrederken, çoğa isyan edip,yine şiddete meyil verdik. Belki de değişen dünya ile bizde değiştik bunu da “şiddet” kavramıyla açıklamaya çalıştık. Ne var ki ne şiddetin tanımını yapabildik ne de neliğini çözebildik. Bu yüzden değişmeyen tek gerçeği bir kere daha anlamış olduk “tüm olgular gibi şiddetinde öğrenilmiş bir çaresizlik olduğu”. Aile mefhumu toplumun en küçük sac ayağını temsil eden kutsal bir kurum olarak “bugünün küçüğü, yarının büyüğü“ felsefesiyle şiddetin yön değiştirmesinde büyük etken olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu nedenle de aile içi iletişime de çok ihtiyaç vardır.

Şiddetin şiddeti doğurduğu ve artık zincirlerin olması gerektiği şekilde işlenmesine ihtiyaç vardır ve bunun için de biraz daha yol almaya ve en önemlisi, insani olarak, kalp izasında var olan dünyayı algılamaya…

Şiddetin olmadığı bir dünya dileğiyle…

 

Yorumlar
Henüz Yazıya Yorum Yapılmamış. İstersen İlk Yorumu Sen Yapabilirsin.
Yorum Yaz
Büşra  ÇELİK BİÇER
Merhaba, ben Büşra  ÇELİK BİÇER

Yazımı beğendiyseniz ne mutlu, sosyal medyada paylaşarak dergimize katkı sağlarsanız çok memnun oluruz.

Son Yazıları
Kategoriler
Sosyoloji Gündeminden Anında Haberdar olun.

Bültenimize Üye Olarak yayınlardan ilk siz haberdar olabilirsiniz