SADE BİR YAŞAM : MİNİMALİZM

Minimalizm, sadelik ve nesnelliği ön plana çıkaran bir akımdır. Hegel’in söylediği gibi ‘‘sade ama basit olmayan, yalın ama yavan olmayan bir güzellik anlayışıdır.’’

Minimalizm başlangıçta, 1960 yılında sanat akımı olarak baş göstermiş ve sonrasında bir hayat felsefesi olarak popülerleşmiştir.

Modern sanat ve müzikle başlayan akım devamında günümüze ulaşmış, öyle ki bırakın felsefi açıdan, mobilyada, yaşam biçiminde, kılık kıyafette kısaca hayatın her alanında karşımıza çıkıyor.

Türkçeleştirilmiş hali sadeleşme anlamına gelen ve fazlalık olan her şeyden kurtul ile hareket eden bu akım, tüketim çağının doyumsuzluğundan kurtulup kendini iyi ve yeterli hissetmek isteyen herkesin incelemesi gereken bir felsefedir.

Günümüzde katlanarak devam eden tüketim çılgınlığının aslında bizlerden neler götürdüğünün gerçekte farkında mıyız ? İhtiyacımızdan fazla tüketmek ve bunu bir yaşam biçimi haline getirmek, hayatı daha da karmaşık hale getiren bir unsurdur. Tükettikçe daha fazlasını istiyoruz, gördüğümüz her şeyin ihtiyacımız olsun ya da olmasın bizim olsun istiyoruz.

Fazlasını tüketmek zorunda değiliz. Evet gerçekten fazlasına ihtiyacımız yok. O aldığımız ve giymediğimiz kıyafetlere, ayakkabılara, kullanmadığımız makyaj malzemelerine, silmekten yorulduğumuz biblolara ve diğer gereksiz tüm eşyalara gerçekten ihtiyacımız yok. Bir şeyleri stoklamak zorunda da değiliz.

İnsanlar tükettikçe mutsuz olmaya başladı. İşte tam da burada tekrar canlandı minimalist yaşam…

Minimalist yaşam; insan hayatındaki maddi manevi unsurları ihtiyaçlara göre sıralayıp en aza indirgeyerek, daha fazla hareket serbestliği, yaşam konforu ve kalitesi kazandıran yaşam şekli anlayışıdır.

En basitinden evde kullanmadığımız eşyaları elden çıkarabiliyor muyuz ? Hatta ve hatta gereksiz düşüncelerden zihnimizi ne kadar temizleyebiliyoruz ? Bunu arkadaş ilişkilerimizde, yiyecek-içeceklerimizde vs. Ne kadar uygulayabiliyoruz ? Peki ne oldu da minimalizm yaşam tarzı bu kadar popüler oldu ? Tüketimcilik kavramı, dünyada yayıldıkça bu fikre karşı çıkan yaşam tarzları ortaya çıkmaya başladı. Sade yaşam, doğal beslenme, sıfır atık gibi kavramların hepsi tüketim toplumuna bir tepki olarak doğdu ve her biri farklı bir açıdan alternatif yaşam biçimleri sunmaya başladı. Minimalizm tüm bu kavramları kapsayan bir çatı terim olarak evrilmeye ve kullanılmaya başlandı.

Karmaşıklıktan uzaklaşmak isteyen herkes minimalist felsefeyi benimseyebilir. Paranın, nesnelerin önemini ve gücünü bilmek, ancak bunun bizi kontrol ederek mutsuz etmesine izin vermeyerek finansal hayatımızı minimalize etmemiz mümkün. Harcama tuzaklarına aldanmadan ihtiyacımız olmayan ürünleri, reklam, indirim ve kampanyalara kanarak satın almayız. Böylelikle hem evimizde nesnel minimalizmi yakalamış olur hem de finansal anlamda rahatlarız.

Sade bir hayat bizi finansal zorluklardan kurtulmamızı sağlar, gereksiz harcamalarımızı önleyip tasarruf ve birikim yapmamıza olanak verir.

Minimalizm sloganını ‘‘az ama öz’’ olarak belirtecek olursak yaşamımızın ne kadar kolaylaştığını ve farkındalığını artırdığını görmek keyifli bir yaşam sürmemizi ve her anında zevk almamızı sağlayacaktır bunu unutmayalım.

Son olarak yazımı Platon’un 2400 yıl önce söylediği şu sözle bitirmek istiyorum.

‘‘Önemli olan, hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.’’

Yorumlar
Henüz Yazıya Yorum Yapılmamış. İstersen İlk Yorumu Sen Yapabilirsin.
Yorum Yaz
Neslihan  YÜCEL
Merhaba, ben Neslihan  YÜCEL

Yazımı beğendiyseniz ne mutlu, sosyal medyada paylaşarak dergimize katkı sağlarsanız çok memnun oluruz.

Kategoriler
Sosyoloji Gündeminden Anında Haberdar olun.

Bültenimize Üye Olarak yayınlardan ilk siz haberdar olabilirsiniz