Ötekinin Õteki Yüzü / 2

ÕTEKİNİN ÖTEKİ YÜZÜ / 2

İnsanoğlu , büyük bir oyuna çağrılmıştı.

Taa ötelerden yazılmış büyük bir oyuna…Sadece oyunun sahnelenme saati bekleniyordu.

Bu oyuna ," Dünya "gezegeni sahne olacaktı.

Oyunda herkese bir rol verilecekti.Kiminin rolü az kiminin rolü daha çok olsa da oyunun kuralı herkesin oyuna koşulsuz iştirak etmesiydi.Kimsenin  rol arkadaşını seçme şansı da yoktu bu oyunda .Oysa bu oyun henüz ilk sahnesinde oyun özelliğini kaybetmiş olmalı ki , kardeşler arası anlaşmazlığa  sahne olmuştu .Sonraları kısım kısım bazen barış sahneleri , bazen de  yok edilis sahnelerine şahit oldu .

Yok ediliş sahneleri ağırlıklı idi.

Ötekileştirme , yok sayma,sömürgecilik benzeri yok ediliş sahneleriydi bunlar.

Süregelen oyun sahneleri , birtakım düşünen insanların , bakış açılarının farklı yönde gelişmesine sebep oldu .

İşte Sosyal Bilimler içinde Sosyolojinin sahnede rol alması böyle olmuştu .

Sosyoloji uygulamalı olarak  insanın yaratılmasıyla başlasada , bilim haline gelmesi zaman almıştı.

Ancak    18.yy ile kuramsal teoriler kendini kanıtlamaya tohum ekmişti.

Önce bir kuram belirlendi bir filozof tarafından  sonra önceki kuramı reddeden başka bir filozof kendi kuramını sundu , bilim dünyası kabul etti bir süre daha sonra ise her iki kuramın uzlaşımından tek bir satırda birleşmişti filozoflar.

Zıtların  bir arada olması durumunun ortak bir noktada buluşmasına ise diyalektik  yöntem adını vermişlerdi.

Tarihsel bağlamda  bilim ve  yöntemler hep bu diyalektik yöntemle akıp gitmişti.

Argümanlar arası çeşitlilikte nihai noktayı yakalamakda diyebiliriz . 

Sahnede görünenin dışında, olaylara ve toplumsal nizama  sebep olan görünmeyen   unsurlar olduğu keşfedilince sosyoloji bilimi gün yüzüne çıkmış oldu ."

Kitabın arka kapak kısmında böyle bir tanıtım yazısıyla karşılaşınca iç sayfalara göz gezdirdi Esin.

Haftanın tüm yorgunluğunu üstünden atmak ve dinginlige ulaşmak için  bu hafta sonunu kitap kafede geçirmek istedigi için buradaydı.

Ve  kitabın iç sayfalarına göz atmaya devam ettikçe ilgisi daha da artmıştı kitabın konusuna…

"Toplum bireylerden müteşekkil bir organizma niteliğini taşımaktadır.

Ve bu organizma bireylerin birbirini tamamlamasıyla anlam ve bütünlük kazanıyordu .

Her bireyin ait olduğu toplum kişinin değer, yargı ve dünya gõrúşüne etken olması hususunda önemli rol oynuyordu.

O halde  birey yaşadığı toplumdan ayrı değerlendirilemezdi.

İnsanın içinde yaşadığı toplum, bireylere yön veriyordu .

Eğitim ilk olarak aile içinde şekillenecek olsa da , aile bireyleri toplumun kültürüyle oluşmuş bir yapıydı.

Bunu edebi eser incelemelerinde görmek mümkündü .

Bu yöndede "edebiyat sosyolojisi" bireysel ve toplumsal analizlerde eleştirmenlere kapı aralıyordu .

Nitekim  , Hippolyte Taine " İngiliz Edebiyatı Tarihi" adlı eserinde (1864): 

"Edebi bir eserin , kendisini kuşatan ortamın adetlerinin bir kopyası ve bir zihniyetin göstergesidir ." şeklinde içinde yaşanılan toplumun adet ve değerlerinin yaşayanlara ve hatta edebi eserlere dahi sirayet ettiğini dile getirir .

Bir insana bakıp insanın yaşadığı toplumu anlamaktır diye tarif eder C.Wohgh Mills sosyoloji biliminin ana temasını.

Bu bağlamda sosyal bilimleri  ; tekil olayların arka planda veya sahnede görünmeyen yüzünü , görünen ile eşleştirerek ortak bir senteze buluşturabilmektir aslında .

Bu ise sosyal bilimlerin önemli stratejik özelliğini olan ,  yüzeyde görünen olayların ve sebeplerinin daha altta ve temelde sahnelenmemiş , gün yüzüne çıkmamış örtük kısmının görünenden daha büyük dinamiklerinin tezahürünün kanıtıdır .

Bu görüş 19. yy ikinci yarısından sonra reddedilsede "Weber " ve  sonrasında elestirilmeye başlanmıştır. 

Aynı zamanda pozitivist ve bilimci fikirlerden beslenen Taine, bir medeniyetin ahlaki durumunu ve dolayısıyla edebi eserleri belirleyen üç etken saptamıştır.

Sırasıyla : 

*İçsel eğilimleri ( mizaç ) ifade eden ve halklara göre değişen ırk .

*Halkları zamanla biçimlendiren coğrafi ve iklimsel şartlar ile siyasal ve toplumsal şartları ifade eden ortam.

*İnsanlığın tarihsel evrelerine gönderme yapan çağ .

Genetik yapısalcılığın yöntemini geliştiren Goldmann"a göre ise eserin hakiki öznesi yazarın kendisi değil yazarın ait olduğu toplumsal gruptur .

Bununla birlikte  Bourdieu "Sosyolojik inceleme konusu olarak , edebi olanın metodolojik  açıdan özerkleştirilmesi onu ; siyasal , dinsel, ekonomik sınırlamalardan özerkleştiren sosyotarihsel etkenlerin anlaşılması şartıyla mümkündür ." demiştir  

Sosyolojide 1980 li yıllardan itibaren literatüre giren " ağ analizi" iletişimdeki işlevselliğin gúnyüzüne çıkmasını sağlayarak bu yaklaşımları doğrulamıştır .

Tıpkı birbirine uzak ellerin , tek tek birbirine eklenerek birleşmesi sonucu en uzaktakilere ulaşması gibidir bu misal .

Birlik ve beraberliğin , mikro sınırları aşarak makro sınırlara , çoklu sese ulaşmada en önemli unsur olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Yorumlar
Henüz Yazıya Yorum Yapılmamış. İstersen İlk Yorumu Sen Yapabilirsin.
Yorum Yaz
NESLİHAN KARAHAN
Merhaba, ben NESLİHAN KARAHAN

Yazımı beğendiyseniz ne mutlu, sosyal medyada paylaşarak dergimize katkı sağlarsanız çok memnun oluruz.

Son Yazıları
Kategoriler
Sosyoloji Gündeminden Anında Haberdar olun.

Bültenimize Üye Olarak yayınlardan ilk siz haberdar olabilirsiniz