NEDEN?

NEDEN?

Hakikaten eski normallerimize dönmek için yola çıkmak istiyorsak öncelikle hayatımıza giren yenileri, olan bitenleri ya da yitip gidenlerimizi tek tek bir kez daha anmak, düşünmek, sonra da sorulup sorgulanması gerekenlerle başlamalıyız.  

“NEDEN???” diye sorarak.

Ancak bunu sorarken artık cebimizde, elimizde, kulağımızda neredeyse her yerde konuşulduğu gibi salgının nedenlerini değil, bilakis bir yıldan beri dünya çapında yaşananlara rağmen

  • Son 60 günde vaka sayılarının neden düşürülemediğini?
  • Entübe sürecinden kalıcı hasarlar alarak kurtulabilenlerin dilindeki ortak cümleler olan

"…her nefesin kıymetini anladığımda…"

"...hastanede nefes almanın ne kadar kıymetli ve önemli olduğunu..."

" ...2 rekât namazı bile nefes nefese kalarak 15-20 dakikada zorlanarak..."

"...her an oksijen bitecek ve nefesim yetmeyecek hissine kapılarak…"

"...insan aldığı nefesin kıymetini Covid olunca anlıyor…" gibilerini duymalarına rağmen sigara ve tütün mamullerini içmeye devam edenlerin neden hâlen vazgeçemediklerini?

  • Bu virüsün genç yaşlı dinlemeksizin herkes için tehdit olduğunu bile bile her gün her yerden hatırlatılan kurallara neden uymamakta ısrar edenler olduğunu?
  • Ve daha pek çok nedenleri “Neden?” diye düşünebilir ve sorabiliriz?

Böylece Felsefi bir bakışla cevaplardan ziyade sorularımız olduğunu düşünerek varlığımızı ispat edebiliriz.

Tarihçilik disiplini, klasik iktisadi ilimler ve sosyoloji konularında nev’i şahsına münhasır bir otorite olarak kabul edilen İbn-i Haldun un ifadesiyle “düşünmedikçe kendini öğüten bir beyin” sahibi olmaktan da soru soracak bir düşünme eylemimiz oldukça uzak durabiliriz.          

İşte yazımızın bundan sonraki bölümünde buraya kadar sorabildiğimiz “Neden?” şeklindeki sorulara, bulabildiğimiz cevapların yardımıyla salgınla birlikte hayatımızda değişen günlük paradigmalarımız bağlamında geleceğe nasıl ve ne kadar yön verebiliriz sorularının cevaplarına maalesef kaybettiğimiz büyüklerimizin lisanıyla “nazar-ı dikkatlerinizi celbeylemek” niyetindeyim.

Ne diyordu 89. İslam Halifesi ve Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan 1.Süleyman:  

Olmaya devlet bir cihânda bir nefes sıhhat gibi” değil mi? Hasta yatağında söylediği bu sözü tüm insanlık olarak yaşayarak anlamak günümüze nasip oldu…

Düşüneceğiz ki, üreteceğiz demiştik ya hani, işte bütün dünya elimizin altında bile olsa taşıdığımız bir nefeslik can karşısında aslında koskoca bir hiç olan dünya ve içindekilerinin çöp kadar değeri kalmıyormuş meğer değil mi?

                        

Yazımızın başlığı tamda burada anlamını buluyor. İspanyol Ressam Juan Lucena’nın geçtiğimiz günlerde sosyal medyada fenomen olan çalışmasını görüp duygularını gizleyebilmek imkânsız.

Salgının gelişiyle gitmek zorunda kalan büyükanne ve babalarıyla, vedalaşma fırsatı bulamadıkları torunlarını işlediği bu çalışma yüreklere öyle bir dokunuyor ki.   

Bu yaşadıklarımız bir gün biterse bile salgının hayatımıza gelişiyle bizlere veda bile edemeden giden o aile büyüklerimiz bir daha geri gelemeyecekler, fakat salgının gelişiyle;

  • Sevdiklerimizin aslında bizler için ne kadar değerli olduğu konusundaki farkındalığımız
  • Sosyal ve toplumsal dayanışma ile işbirliği ruhunun yüceliğini kavrayışımız
  • Yetemediğimiz gibi yetiştiremediğimiz ne varsa onların algılarımızdaki mutasyonları
  • Küçücük bir canlı türünün, sanal güç odakları ve kurdukları mizansen düzenin bireye dayattıklarını yıkabilecek kadar güçlü olduğu gerçeğinin anlaşılması
  • “Sen ya da Ben” yerine “Biz” olabilmenin kıtalara yayılabilen erdemi
  • Ünlü ya da medyatik insanların diğer herkes yokmuşçasına davrandıkları bir Dünya Masalının artık sona erdiği.
  • Filmin Bittiği, Gişenin Kapandığı,
  • Şah ve Piyonun aynı torbaya gireceği bilincine insanlığın ermesi…

Gibi aslında hayatlarımızda bu salgın sayesinde yüzleşerek farkına vardığımız birçok iyilik ve farkındalık sonuçları umarım bir gün biteceğine inandığım bu salgının gidişiyle birlikte yeniden hayatımızdan bilinçlerimiz ve zihinlerimizden çekilip gitmezler.

Hazır fırsat varken, geçen ömrümüzü ve geleceği bir daha çözümleyelim, unuttuklarımızı, ihmal ettiklerimizi daha çok önceleyelim. Hatta yap(a)madıklarımıza yönelerek, şükretmek için birçok sebebimiz olduğunu düşünelim. Akıp giden zamanın, tayin edilmiş bir ömrün, bir anlık alınıp belki de hiç verilemeye bilinecek o nefesin aslında bir cihan olduğunu bilelim.

Yazımı birey için asla unutmaması gerekenlere dair birkaç cümle ile tamamlamak istiyorum. Tüm bilimsel kazanımlarımız ve farkındalık şuurumuzun bizi diğer canlılardan ayırdığını teyit eden; Akıl, Düşünme, İrade gibi muazzam donanım ve yeteneklerimizi tutarlı, dengeli ve geçerli akıl yürütmelerle kullanmak, sorgulayıcı muhakemeyi ve gözümüzü kamaştıran bilimin deneysel ve doyumsuz ışığı ile bazen göremediğimiz “hikmeti” kavrama yolunda en güçlü olana teslim ve tevekkül olmak. Çünkü insanlık olarak başka bir şansımız daha olup olmayacağı konusunda içimizden bazıları inatla kabul etmemekte diretseler de bilimsel bir bilgi sahibi değiliz.

Görsel Kaynakçası
https://thedisorderofthings.com/2014/09/02/want-to-deprovincialize-your-political-theory-syllabus-a-little-what-i-learned-at-apsa/
https://www.kingdomofstyle.net/blog/2020/6/11/what-will-we-do-without-them

 

Zafer Cebeci

Eğitimci Sosyolog-SMMM

Yorumlar
Henüz Yazıya Yorum Yapılmamış. İstersen İlk Yorumu Sen Yapabilirsin.
Yorum Yaz
Sosyoloji Gündeminden Anında Haberdar olun.

Bültenimize Üye Olarak yayınlardan ilk siz haberdar olabilirsiniz