GERÇEKLİĞE CÜRET,KARARSIZLIĞIN İLK ADIMI

Aklınıza, kendinize ait olan bir düşünce getirmenizi  isteyerek yazıma başlamak istiyorum. Bu en tutkulu inancınız, hayatın çeşitli çıkmazlarında size yol gösteren bir felsefeniz belki ideolojiniz belki de en basitinden nasıl bir insanla arkadaş olunması gerektiğiyle ilgili kişisel tasviriniz. Şimdi kendinize düşüncenizle ilgili  şu soruyu sorun: Sahip olduğum bu düşünce gerçekten bana mı ait? Herhangi bir atasözü, deyim, aile içerisinde ki genel tutum, çevremden edindiğim tecrübeler sonucu bir çıkarım, medyada rastladığım veya yazılı kaynaktan okuduğum bir şey mi?

Biz o çok inandığımız doğrularımız ve yaşamsal pratiklerimizin, kendimize has ve özgün olduğunu düşünsek de hepsi aslında  çevrenin bizim üzerimizden yansımalarıdır. Çevrenin birey üzerinde ki etkilerini herkes az çok bilir ancak en kişisel düşüncemizin bile bize ait olmadığını fark etmek bizi korkutabilir. Çünkü bizi biz yapan şeyin bir noktada prensiplerimiz ve yaşam pratiklerimiz olduğunu düşünürüz. Bir doğruyu, inancı, ideolojiyi veya alışkanlığı kendimize has sayıp o özelliklere tutunduğumuzda, diğer düşünce açılarını ve varsayımları hiç deneyimlemeden gözlemlemeden çoğu zaman yok sayıp değişimden uzaklaşacağımız âşikârdır. 

Zaman zaman düşüncelerimizin ve hayata bakış açımızın belki de alışkanlıklarımızın değiştiğini fark ederiz. Bu farkındalık bizde gözlem yapmaya başladığımızda veya bir rutinimizden vazgeçtiğimiz anlarda ortaya çıkar. Aynı yerde aynı nesneye baktığımızda belki öncekinden çok daha farklı bir nokta yakalarız. Farkındalığımız arttığında ise hayat daha net ancak bozulup değişmeye de o kadar yakındır.

Olguların derinine inmeden veya içerisinde bulunup öylece kabul ettiğimiz bilgiler   belki bizi onlara karşı daha katı savunmacı bir hale dönüştürebilir. Örneğin modern bir ailede büyümüş batı perspektifli bakış açısına sahip olan birisi çok net bir şekilde yerel davranış biçimlerine katı ve uzaktan bakıyor olabilir. Modernlik ve gelenekselcilik ülkemizde zıt iki kutup olarak algılanmakta dolayısı ile bu bakış açısı aslında bilgi ve deneyim olmadan sahip olunan bir davranış biçimi. Biliyoruz ki modernlik batıda çıkmış bir kavram olarak batıyla özdeşleşmektedir. Aynı zamanda batının gelenek içeren bir toplum olduğunu gündelik hayat pratiklerinde bunun izlerinin bulunduğunu yani geleneklerinin modernlik olmasıyla özdeşleşen bir yapısı olması; -modernlik-muhafazakarlık-gelenek kavramlarını bulanık bir şekilde iç içe geçmesine sebep olmaktadır. Bu alanda çalışma/araştırma yapmış olan bir birey, kesin bir şekilde modernliği ve gelenekselciliği birbirinden ayıramaz veya farklı iki kavramdır diyemez. Ancak kültürel olarak bu durumun ''iki zıt kutuptur'' inancını sorgulamayan bir insanın da geleneksel pratiklerden kesin bir şekilde ayrılmasına sebep olacaktır. Tabi ki sonunda o bilgiyi sorgulayan ve öylece benimsemeyen bir kişi, değişime daha açık belki kararsız ancak doğruya daha yakından bakacaktır. 

İnsanın çevreyle olan ilişkisi davranışı ve tutumları ile ilgili bir çok bağlam bulunsa da bir zamanlar bu ilişkinin tam tersini yaşayan Yunan filozofları Kinikler ; şüpheci ve gereksinimsizlik ekolünü benimserler. Kinik filozoflar, içsel bağımsızlık ve özgürlüğü kazanmak için dışsal bağımlılıklardan arınmayı seçerler. Kişi ne kadar az gerekserse, o kadar çok özgürdür onlara göre. Kinikler halka açık bir meydanda,  bütün inançları yuhalar dalga konusu eder ve insanları tedirgin ederlerdi. Evlilik, hiyerarşiye saygı, açgözlülük, kabul görme çabası, korkaklık, alışkanlıklar, hırslar... Hepsi göçebe bakış açısıyla, kinikler tarafından topa tutulur yargılanır, küçük düşürülürdü. Onların temel felsefesi ''Hiçbir Yerde Kök Salmama''ydı. Belki bizde, içimizde bir yerlerde; bir kinik filozof beslemeliyiz, öylece gelen bilgiler karşısında .  

Derisini değiştirmeyen yılanlar ölmeye mahkumdur. Bu durum fikirlerini değiştirmeyen zihinler için de geçerlidir.

(Friedrich Nietzsche)

Sosyolog
Elif Sıla İlhan

 

Yorumlar
Henüz Yazıya Yorum Yapılmamış. İstersen İlk Yorumu Sen Yapabilirsin.
Yorum Yaz
Elif Sıla İlhan
Merhaba, ben Elif Sıla İlhan

Yazımı beğendiyseniz ne mutlu, sosyal medyada paylaşarak dergimize katkı sağlarsanız çok memnun oluruz.

Son Yazıları
Kategoriler
Sosyoloji Gündeminden Anında Haberdar olun.

Bültenimize Üye Olarak yayınlardan ilk siz haberdar olabilirsiniz