Edebiyat Sosyolojisi

“Tam bir edebî müşahede olmaksızın bir toplum araştırıcısı toplumun bütününe kör kalacaktır.”  -Richart Hoggart-

Edebiyat sosyolojisi, edebiyatın toplumla arasındaki ilişkileri inceleyip, toplumda yer alan törelerin, dinin, kanunların edebiyat üzerindeki etkisini ve gerçekleşen olayların yansımalarını araştırır. İlk bilimsel tanı 19. Yüzyılda Avrupa’da başlamış olup, Türkiye’de bu 20. Yüzyılın ikinci yarısı itibariyle araştırma konusu olmuştur. Edebiyat, sosyoloji için çok iyi bir gözlem alanı olup, büyük önem arz etmektedir. Toplumların yapılarını, en belirgin özelliklerini göstermekle kalmaz; ayrıca insan ilişkilerini, sınıf farklılıklarını gösteren bilimsel bir sahayı da inceleme olanağı sunar. Buradan çıkan analizler neticesinde toplumun geniş bir düzeyde inceleme fırsatı da yakalanmış olur. “Edebiyat türü, belli bir süreçten ve ekonomik gerçeklikten sonra ortaya çıkar. Sosyologlar için özel bir önemi olan bu süreç, edebiyat sosyolojisine kaynaklık eder.”

Edebiyat sosyolojisinde, ilk ulaşılan eserin yazarı ve hitap ettiği okurlarıdır. Böylece onların dünyasına açılan bir kapıdan içeri girilmiş olur. Yıllar hatta yüzyıllar ötesinde yaşamış olan toplumların değer yargıları, toplumsal kaygıları, komşuluk ilişkilerine kadar; savaşların, salgın hastalıkların, göçlerin, iklim şartlarının vb. insan ve toplum üzerindeki etkileri de incelenmiş olur.

Diğer önemli bir nokta da edebiyat sosyolojisinin çalışma alanıdır. Kitabın sosyal yaşam üzerindeki etkisi incelendiğinde, arındırılmış bir yorumlama ihtiyacıdır. Bu doğru analizler neticesinde, eserde yer alan; toplumdaki alt üst ilişkisi, kültürel sermayeye katkısı da incelenmiş olur. Bir diğer inceleme konusu ise okuyucuların sosyolojisidir. Okuma alışkanlıklarının değişmesi, sosyal gruplar arasındaki ilişkiler de inceleme alanı içine girer. “Edebiyata yaklaşımın nasıl olacağı ve sosyolojiyle edebiyat eleştirisi arasındaki ilişkinin derecesinin ne olacağı meselesi sosyolojik eleştirinin yolunu belirlemiştir.”

Edebî eserin konusu önemlidir. Eserin geçtiği zaman ve yer, Edebiyat Sosyolojisi'nin de inceleme konusunu belirler. Yazarın hangi koşullar altında eseri kaleme aldığı, etkilendiği olaylar bulunduğu dönemle yakın ilişkilidir. Bu durumun en iyi şekilde yorumlanması gerekmektedir. Edebiyat Sosyolojisi; 19. yy. dan itibaren, giderek yeni nitelikler kazanarak, daha derin bir inceleme alanı bulmuştur.

Böylece edebiyatın varlığını, toplum içinde belli bir etkileşmenin ürünü olarak değiştiği bilgisini bize sunar. Bu gerçeklik, mekân ve zamanın değişimiyle eserlerdeki belirgin bulgularla çözülmüş ve kabul edilmiştir. Toplumun ifade alanı olan eserlerin, yükselen bir sesin bugüne yansıyan yüzüdür. Eleştirel noktada bir sosyolog; yazarı, eseri ve okuru üzerinde bulunduğu tüm koşulları içine alacak şekilde yorumlamalıdır.

Edebiyat ve sosyolojinin yakın ilişkisi keşif edileli, edebiyatla toplumun arasındaki bağın etkileri de irdelenmeye başlamıştır. Bu da edebiyatın bir toplumda edindiği rolle yakından ilişkilidir. Ludwig Wittgenstein ise “Estetik yargı anlatımları dediğimiz sözcükler, karmakarışık olsalar da bir dönemin kültürü diye adlandırdığımız şeyin üzerinde kesinkes belirli bir rol oynarlar.” diyerek bunu açıkça ifade etmiştir. Günümüzde artık edebiyatın bir dalı olarak karşımıza çıkan Edebiyat Sosyolojisi; kullanılan dilin, aktarılan fikrin ve verilen bilgiler neticesinde bu iki bilim dalının ortak alanları oluşturulmaktadır. Bir bilimin kapılarının diğer bir bilime sunulan kaynak olarak değerlendirmesi açısından oldukça önemlidir. Esasında bunu diğer bilim dallarında da görmekteyiz.

Edebiyat neticede “toplumsal bir kaynak oluşturma konusunda” bir kaygı içermez, bireysellik söz konusudur.  Sosyolojide esas; tanımlama ile ulaşılan bilgi neticesinde çözümlemeye gidilmesidir. Daha bilimsel, düz bir dil kullanırlar. Edebiyat Sosyolojisi; olayların kurgu olduğunu, oradan yola çıkıp toplumla bağlantısını kurarak analiz yapmaktadır. Dikkat çeken bir durum da en çok romanların incelenmiş olmasıdır. Bu kurguların oluşumunda; toplumsal koşullar ile çevresel faktörün daha belirgin şekilde görülmesinden kaynaklanmaktadır.

Swingewood’un Richard Hoggart aktarımı ile “Edebiyatın eksiksiz tanıklığı olmadan toplumun eksiksizliğine karşı kör kalacaktır.” (1972: 12) durumu güzel açıklamıştır.

Elbette yazar, toplumsal durumlara kayıtsız kalamaz. Ancak yazarın kurgusal gücü de yadsınamaz. İki durum arasında oluşan denge neticesinde oluşan ortak alan; sosyolojik bir inceleme fırsatı sunmuş olur. Bunun doğru okunması neticesinde iç dünya ile dış dünya arasındaki yansımalar göz önüne serilmiş olur. İç dünyada yaşanan ve eylem hazırlığı yapan bir ruhun değerlendirilmesi de yapılır. Bu durumda, avuntu ve nedenleri ile itirazları da içerebilir. Buna göre yazarın zihninin görüntüsü alınırken; hayal ürünü olanları ayıklamak gerekir. Toplumsal gerçekliğe dönüşümü sağlanması gerekmektedir.

 

Kaynak:

Ejder ÇELİK, Edebiyat Eseri Toplumun Aynasıdır: Edebiyat ve Sosyoloji İlişkisi Üzerine.

Mehmet ÜNAL, Nurettin Çalışkan, Sosyolojik Bir İmkân Olarak Divan Şiiri: Nabi Divanında Sosyolojik Açıdan Din.

 

Yorumlar
Henüz Yazıya Yorum Yapılmamış. İstersen İlk Yorumu Sen Yapabilirsin.
Yorum Yaz
Ebru Aytekin
Merhaba, ben Ebru Aytekin

Yazımı beğendiyseniz ne mutlu, sosyal medyada paylaşarak dergimize katkı sağlarsanız çok memnun oluruz.

Son Yazıları
Kategoriler
Sosyoloji Gündeminden Anında Haberdar olun.

Bültenimize Üye Olarak yayınlardan ilk siz haberdar olabilirsiniz