BÜTÜN MESELE BİR KIRIK CAMMIŞ MEĞER

Kimi zaman kendi kırdığımız, kimi zaman da başkalarının kırdığı camlar acıtır ve kanatır canımızı. En çok da yüreğimizi... Aslolan hiç kırmamak elbette ama hepimiz biraz sakarız... Kırık Cam Sendromu ile sakarlığa savaş açalım mı, ne dersiniz?

Liseye başladığım ilk yıldı. Arkadaşımla birlikte kah gülerek kah şaşkınlıkla kantinden sınıflara çıkılan koridorun duvarlarındaki yazıları okuyorduk. Neden sonra arkadaşım kalemini çıkardı ve “biz de bir şeyler yazalım” dedi, onayladım.  Tam arkadaşım kalemle duvara abanmıştı ki müdür yardımcısı merdivenlerden inmesin mi... Sonrası malum; kulağımızdan yakaladığı gibi doğruca müdür odasına... O gün böylelikle hayatımızın tek disiplin cezasını da almış oldum. O zamanlar bilmiyorduk tabi; “Kırık Cam” diye bir sendrom varmış ve biz onun kurbanı olmuşuz.

Bilenler vardır muhakkak ama henüz duymayanlar için bir kez de biz anlatmaya çalışalım dilimiz döndüğünce kırık cam sendromunu.

ABD’li suç psikoloğu Philip Zimbardo, 1969 yılında, plakaları sökülmüş ve kaputu açık halde olan iki otomobilden birini, fakir ve suç oranı yüksek Bronx kentine, diğerini ise yaşam standardı daha yüksek olan Palo Alto’ya bırakır. Bronx’taki otomobil 3 gün içinde yağmalanıp kullanılamaz hale gelirken Palo Alto’daki otomobile ise dokunulmamıştır bile. Bunun üzerine Zimbardo, eline bir çekiç alır ve otomobile ilk darbeyi indirerek kelebek camını kırar. Ne olduysa bundan sonra olur ve insanlar otomobili diğerinden de beter hale getirir. Bunun üzerine Zimbardo, ilk camın kırılmasına izin verilmesi halinde ardından gelecek kötü gidişatın engellenemeyeceği yargısına varır.

İnsanlar, sosyoekonomik düzeyleri ne olursa olsun; başıboş, düzensiz ya da bakımsız olarak algıladıkları şeylere karşı herhangi bir sorumluluk hissetmedikleri gibi; zarar vermekten, incitmekten de kaçınmazlar.  Tıpkı karalanmış, kirletilmiş duvarı biraz da bizim karalamamızda bir beis görmeyen arkadaşım ve benim gibi...

Kırık Cam Sendromu her ne kadar insanların hangi durumlarda yanlışa ve suça meyledeceğini ortaya koyan bir çalışma gibi gözükse de aslında hayatımızın her alanında işimize yarayacak bir farkındalık kazandırıyor. Hani bir tabir vardır ya “yılanın başını küçükken ezmek” diye. İşte tam da bunun karşılığı bence Kırık Cam Sendromu. Mesela duvarın dibine bırakılan çöp poşetinin yanına yenisini koymaktansa onu oradan almak çok zor olmasa gerek... Ağacın dalı kırılmış diye kökünden sökmesek mesela... Diyeceğim o ki; bir kırık cam var diye tüm binanın camlarını indirmesek hani...

Ortada bir yanlış varsa o yanlışa ortak olup büyütmektense, el birliğiyle düzeltmek için çabalasak dünya daha yaşanılası bir yer olmaz mı sizce de...

Sadece dış dünya ile çevremizle de sınırlı değil Kırık Cam Sendromu... Bir kere bozduk diye tüm diyeti çöpe atmasak... O yıl sınıfta kaldık diye okulu bırakmasak... Ne bileyim bir düştük diye bir daha kalkamam zannetmesek; çabalasak...

O zaman hadi hareket vakti! Kırık camlar daha fazla bir yerlerimizi kanatmadan, canımızı daha fazla acıtmadan kurtulalım onlardan...

İletişimci Aile Danışmanı

Ayşe KOYUNCU  

Yorumlar
Henüz Yazıya Yorum Yapılmamış. İstersen İlk Yorumu Sen Yapabilirsin.
Yorum Yaz
Ayşe  Çal Koyuncu
Merhaba, ben Ayşe  Çal Koyuncu

Yazımı beğendiyseniz ne mutlu, sosyal medyada paylaşarak dergimize katkı sağlarsanız çok memnun oluruz.

Son Yazıları
Kategoriler
Sosyoloji Gündeminden Anında Haberdar olun.

Bültenimize Üye Olarak yayınlardan ilk siz haberdar olabilirsiniz