BU YAZI SADECE SENİN İÇİN

Yanlış duymadın, bu yazı sadece senin için. 

Ne zamandır yaşıyorsun ve ne zamana kadar yaşayacaksın bilmiyorum ama ömründen 5 dakikanı alacağım için şimdiden hakkını helal et.

Şimdi seni zamanında kısa bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Eskiye gidiyoruz, çok eskiye. Hatırlayabildiğin en küçük yaşına. Hani oyunlar oynadığın, akrabalarının seni mıncıklayarak sevdiği o yaşlara. Para kazanma sorumluluğunun olmadığı, aklında sadece arkadaşlarınla oyun oynama isteği olan yaşlara. Hani düştüğünde dizin acıyarak ağlıyordun ama acısı çabuk geçiyor ve unutuyordun. Çünkü yanında canı senin kadar yanan annen oluyordu.

Haa... bir de istediğin şey alınmadığı zaman ağlıyordun. O yaşta para nedir nasıl kazanılır bilmiyordun. Birçok arkadaşın vardı ama en çok, sadece "bir tanesini" seviyordun. Onun yanındayken daha da mutluydun. (Bırak şimdi arkadaşının şuan nerede ne yapıyor diye düşünmeyi ve okumaya devam et). Şimdi yavaş yavaş hızlandırıyoruz zamanı... İlkokula başlıyorsun. Tanımadığın yüzlerce insanın yanında, daha önce hiç tanımadığın öğretmenler. 

Sınıfa giriyorsun... İlk ders günü. Huzursuzsun, korkuyorsun Birkaç aya geçiyor korkuların ve o tanımadığın yüzlerce insan içinde kendine yeni arkadaşlıklar kuruyorsun, ve yine o birçok arkadaş içerisinde sen yine bir kişiyi daha çok seviyorsun. Onun yanındayken mutlusun, huzurlusun. Yavaş yavaş büyüyorsun. Dersler sınavlar derken stres oluyorsun. Sanki sırtında bir çuval taşıyor da, zaman geçip büyüdükçe herkes o çuvala bir kürek sorun atıp ağırlaştırıyor yükünü. 

Hep sınavlarla geçiyor hayatın. Sana bir soru soruyorlar, sen seçenekler arasından sadece birini seçiyorsun ve o yaşta hayatın sana hep "yeni seçenekler sunacağını" ve senin de "o sunulan seçeneklerden başka bir şey seçemeyeceğini", o yaşta, anlamıyorsun. 

Hayat seni seçeneklere boğmaya devam ediyor. Sonra ortaokul... lise. Hep sınav hep seçenek... ve hiç değişmeyen o kural:"gittiğin her yerde sadece bir tane en sevdiğin kişi" çıkıyor karşına... ve en sevdiğin, diğer en sevdiklerini, zamanla unutturuyor. 

Zaman geçtikçe yükün daha da artıyor. Her tanıştığın, sırtındaki çuvala bir yük daha bırakmaya devam ediyor. Eskisi kadar mutlu değilsin artık. Sırtındaki o yükle koşamıyor, yürümeye başlıyorsun. Artık ergen olduğun yıllardayız. Kimsenin seni anlamadığı, sivilceli, hayatın seni boğmaya çalıştığı, duvarların üzerine üzerine geldiği yıllar... ve değişmeyen o tanıdık kural:"yine karşına biri çıkıyor ve sen yine en çok onu seviyorsun". Bu defa en çok onun yaptığı şeylere üzülüyorsun. 

Yavaş yavaş sorumlulukların ve gelecek korkuların artmaya başlıyor. Artık büyüyorsun. Sırası değişkenlik göstermekle birlikte ailedeki yaşlılar birer birer terk ediyor dünyayı. Dede ve nine o kadar değil de, sıranın anne ve babana geldiğini düşündükçe biraz daha üzülüyorsun... ve bir gün sıranın sana geleceğini hala düşünecek yaşta değilsin. Bu arada yükün bir hayli artıyor. Artık yürüyecek dermanın kalmıyor bazen. Seçenekler hala bitmiyor. Sen, sana sunulan seçeneklerin birini seçiyorsun ve kararı sen verdin sanıyorsun. Televizyon izlerken kanalı sen seçtin sanıyorsun. Aslında başkalarının sana izlemek için seçtiği kanalların arasından, izlediğin kanalı kendi kararın sayıyorsun.Seçimler geliyor, sandığa gidiyorsun ve sen yine, sana sunulan seçeneklerin arasından seçtiğin kararı, kendi kararın sanıyorsun. Arkadaş seçerken bile, sadece kendi çevrendeki insanlardan birini seçiyorsun. Eş seçmeye geliyor sıra. Ve işte en önemli seçim... hayatının geri kalanını etkileyecek bir seçim.

Şimdi inme zamanı makineden. Şuan bulunduğun zamana geldik. Ömrün boyunca hep insanlar sana soru sordu, şimdi kendine soru sorma zamanı.

-Bu yaşına kadar "yanındayım" diyen kaç insan hala yanında duruyor?

-"Hiç ayrılmayacağız" diyen insan, şu an nerede?

-Düştüğünde, dizin acıdığında, seninle beraber üzülen aile büyüklerinin kaçı şimdi hayatta?

-Dost dediğin, arkadaş dediğin insanların kaç tanesi sırtındaki çuvala bir yük daha ekledi?

-Senin nasıl olduğunu ses tonundan anlayan o "en sevdiğin bir kişi" şu an nerede?

Yalnızsın değil mi? Seni hiç ama hiç kimse tam olarak anlamayacak. Hep bir yanın eksik kalacak.

Şimdi senden yapmanı istediğim üç şey var.

İlki: o sırtında taşıdığın, seni yavaşlatan, sinirlendiren, korkutan o çuvalı bırak, taşıma artık. Öldükten sonra mezara götüremeyeceğin o sorunlarını, düşüncelerini, daha fazla taşıma.

İkinci yapmanı istediğim şey: Şu ana kadar hep sana sorular soruldu ve seçmeni istediler. Artık sen kendine sorular sor ve cevapları yaz. Örnek mi istiyorsun? Tabiki...

Şu an seni en çok mutlu eden şey ne olurdu? Seçenekler:

A-Bir sahil kenarına git ve içeceğini al, telefondan en sevdiğin şarkıyı aç, yaslan geriye ve saatlerce orada kal.

B-Hala yaşıyorken, seni en çok seven kişiyi ara, "çayın var mı?" deyip ziyaretine git... ve eski günlerden konuş, saatlerce.

C- Diğer maddeleri de sen yaz artık. 

Üçüncü ve son isteğim: bu seçeneklerin birini değil, tümünü yap.

Ve şunu unutma: Rabbin seni bu dünyaya, üzülesin diye göndermedi. 

Kal sağlıcakla.

Sosyolog Uzman.

Yorumlar
Henüz Yazıya Yorum Yapılmamış. İstersen İlk Yorumu Sen Yapabilirsin.
Yorum Yaz
Sosyolog  Uzman
Merhaba, ben Sosyolog  Uzman

Yazımı beğendiyseniz ne mutlu, sosyal medyada paylaşarak dergimize katkı sağlarsanız çok memnun oluruz.

Son Yazıları
Kategoriler
Sosyoloji Gündeminden Anında Haberdar olun.

Bültenimize Üye Olarak yayınlardan ilk siz haberdar olabilirsiniz