ANNELİK MESLEĞİ

Herkesin sıklıkça kendi içinde tekrarladığı ve birbirlerine sordukları “toplum nasıl düzelir” sorusuna zamanında sıkı kafa patlatmış biri olarak yaşayarak anladım ki toplum; sadece annelerin önderliğinde, kanatlarını her yönü kapsayıcı ve sağlam açmasına yardımcı olarak düzelir. Günümüzde herkesi çepeçevre saran en büyük sorun sevgi ve ilgi yetersizliği olduğuna göre anneyi; evine, ailesine ve çocuklarına hatta biraz daha ileri gidilirse apartman komşularına bile bağlayıcı sosyal düzenlemeler yapmak, çözüme yaklaşım açısından bataklığı kurutmakla eş değer sayılabilir.

Sorunlu çocuklar; aldatan, mutsuz erkekler, ilgiye ve bakıma muhtaç üst ebeveynler. Hatta evde kalmış gençler bile kanımca annelerin evde olmamasından dolayı muzdarip olmuşlardır. Geçmişte alışık olduğumuz “akşam işten gelen yorgun babaya yemek ve çay servis eden, okula giden çocuklarının kahvaltı rutinine ve derslerine önem gösteren, ana- babasına her türlü destek veren, komşularıyla sosyal iletişim içinde olan ve gönüllü çöpçatanlık yapan “anneler” ne zaman ki geçim sıkıntıları yüzünden evini ve sorumluluklarını terk etti, işte o zaman toplum, temelinden dinamitlenmişçesine dikildiği yerde hızlıca çökmeye ve dağılmaya başladı.

Erkekler kimi zaman hanımlarından önce eve geldiler, kapıyı açan güler bir yüz, evi saran yemek kokuları,hazır bir sofra aradılar. Çocuklar; sabah erken saatlerde yabancı evlerde sürgüne bırakıldılar, yetişkin olanlar da internetin, içi zehir dolu dipsiz kuyularında çırpındıkça daha da battılar. Sabah ezanıyla çıkıp, akşam yorgun argın girilen apartmanlarda komşuluk kalmadı. Kimse birbirini sahiplenmez, selam vermez oldu. Para kazanan anne, sırf ailesinin geçimine katkı sağlamak, belki de yüksek yaşam standartlarına sahip olarak daha mutlu olmak için çalıştığı yerlerde sinir stres sahibi oldu. Çok yoruldu… Evine hasret, evladına hasret, komşusuyla bir fincan kahve içip sohbet ettiği, tüm derdini kederini o muhabbet ortamlarında bıraktığı günlere hasret, daha çok para kazanmanın verdiği hazla parayı, hiç fark etmeden daha da çok harcadı…

Kazan öğünlerinin bereketlendirdiği mutfaklarda pişen ev yemeği sayısı git gide azaldı. Hazır tüketmeye alışan aile bireyleri hem maddi hem de manevi açıdan sıkıntıya uğradı. Giderek bozulan sağlıklar, alınan veya aşırı verilen kilolar neticesinde, hâli hazırda gelir durumu yükselmiş olan aileler en pahalı profesörlere gittiler, derman aramak için…

Oysa her şey o kadar yalın ve basitti ki…

Evet; ailede öncelikle anne, en donanımlı, en sağlam, en becerikli ve en bilgili olanımız olmalıydı. Bizler bu yetilere sahip annelerimiz olsun istedik ama yüzünü bile görmeyelim, çalışsın kazansın senede iki hafta en lüks yerlerde tatil yapalım, stres yüklü olsun ve hırsını bizden çıkartsın önemli değil demek istemedik.

Annemiz tüm bilgi ve birikimini sürekli güncelleyerek toplumun yapı taşı olan aile kurumunda huzurla paylaşsın ve bizler de temelleri sağlam binaların üzerine korkusuzca atılan katlar gibi yükselelim ve çevremizi de beraberimizde yükseltelim istedik.

Bir sürü absürt projeye milyonlar aktaran büyüklerimiz; bu basit ama etkili yaşam tarzını görsün, anneyi de bir meslek erbabı gibi görerek maaş alan en kıdemli çalışan minvalinde değerlendirsin istedik.

Böylelikle kurak ve çorak kalmış evlerimiz şenlenir, gönüllerimiz eski huzurlu günlerine tekrar kavuşur diye umut ettik.

Düşüncelerime katılmayacak “feminist” kadınlarımız olabilir, onları tenzih ederim. Ama gözlemlediğim ve inandığım bir şey var ki o da evlatlarını ve yuvasını önemseyen kadınların çoğu ev hayatını, iş hayatına tercih ediyorlar.

 Maddi imkânsızlıkların bozduğu düzenler, paralı ama mutsuz bireylerin yalnızlığı, asla menziline varamayacak olduğu halde sürekli bir şekilde çarkı çeviren “hamster” misali kıymetli zamanlarımızı boşa harcamamıza neden oluyor.

Kapitalist düzenin materyalist vücutları her gün biraz daha tükenerek; toplum içinde, toplumla birlikte göz göre göre yok oluyorlar.

Mesleğimiz “annelik” olsun ve devletimiz bu kutsal mesleğin varlığını sürdürebilmesi adına bizlere maddi ve manevi yardımcı olsun.

Gelecek nesillerin nasıl şekilleneceğini belirlemek, toplum olarak yozlaşmamak, yok olmamak adına bu mesleği icra edebilmek / ettirebilmek çok önemli.

 Aksi taktirde “annelik” mesleği de zamanla unutulan zanaatlar gibi kaybolacak, en kötüsü de yokluğu asla fark olunmayacak.

Fabrikasyon, basma kalıp duygularla yaşamak da ne derece katlanılabilir olacak? Düşündürücü…

Sağduyuyla…

Yorumlar
Henüz Yazıya Yorum Yapılmamış. İstersen İlk Yorumu Sen Yapabilirsin.
Yorum Yaz
Arzu Akpınar
Merhaba, ben Arzu Akpınar

Yazımı beğendiyseniz ne mutlu, sosyal medyada paylaşarak dergimize katkı sağlarsanız çok memnun oluruz.

Son Yazıları
Kategoriler
Sosyoloji Gündeminden Anında Haberdar olun.

Bültenimize Üye Olarak yayınlardan ilk siz haberdar olabilirsiniz