DEĞİŞİME DAİR TOPLUMSAL İLİŞKİLERİMİZ

  • Sosyologca Bakış Kategorisi
  • 17 Kasım 2021 Çarşamba Yayımlandı
  • 191 Kez Okundu
DEĞİŞİME DAİR TOPLUMSAL İLİŞKİLERİMİZ

www.sosyologdergisi.com

DEĞİŞİME DAİR TOPLUMSAL İLİŞKİLERİMİZ.

Toplumsal değişim süreçleri ile birlikte oluşan toplumsal yapıları ele aldığımızda; öne çıkan birçok konunun olduğunu görürüz. Bu konuları ele alırken en önde belki de toplumsal geçişlere neden olan belli başlı olayları ele almak bu konuyu daha iyi izah etmemize yardımcı olacaktır. Sosyoloji tarihi olayları yorumlarken tarihten farklı olarak toplumda ki tüm örüntüleri ele alması ile öne çıkmaktadır. Tarih daha kısa sürede meseleyi bilimsel olarak incelerken sosyolojinin böyle bir sorumluluğu bulunmamaktadır.  Tarihi birçok olayların toplumu etkilemesi sosyal yaşamdaki değişim, dönüşüm ve gelişim süreçlerini belirlemesi ekseninde toplumsal yapı değişimlerine değinmeye çalışacağız. Toplumsal değişimi açıklarken de ünlü Fransız Sosyal bilimci Emile Durkheim’in yaklaşımlarından faydalanacağız.

Durkheim’in toplum modelinin üç ana bileşeni olduğunu ifade etmektedir:

 1-morfolojik

 2- kurumsal

3-dayanışma.

 Morfolojik ögeler arasında toplumun boyutları, toplumsal mekânın fiziki koşullarının düzenlenmesi, nüfusun büyüklüğü ve yerleşimi, toplumdaki aktivitelerin çeşitlenmesi bulunmaktadır. Akrabalık, din, hukuk ve siyaset gibi kurumsal yapılar bu morfolojik zeminin üzerine bina edilmektedir. Ona göre morfolojik ögeler toplumsal değişmede bağımsız değişkeni teşkil ederken, kurumsal ögeler bağımlı değişkendir. Dayanışma ise bu ikisi arasındaki ilişki biçimini tayin eden değişkendir. Toplumdaki morfolojik ögelerden birinin ya da bir kaçının değişmesi dayanışma biçiminin farklılaşmasına ve yeni kurumsal yapıların ortaya çıkmasına yol açabilir.

 Yine Durkheim ekseninden toplumda ki işleyişe bakacak olursak.

Durkheim,  Tarihsel gelişimin seyri içinde toplumlardaki yoğunluğun ilerlemeci artışı üç ana yol çerçevesinde  gerçekleşeceğini ifade etmektedir.

  1. Aşağı toplumlar üye sayılarına nazaran kendilerini geniş bir alana yayarlarken gelişmiş halklar daimi bir biçimde giderek daha fazla yoğunlaşacaktır. 
  2. Şehirlerin ortaya çıkışı bu durumun daha ileri semptomları olarak görülecektir.
  3. Nihayetinde iletişim ve erişimin nicelik ve hızında bir artış söz konusu olacaktır. 

Eğer toplum kendisini yoğunlaştırarak toplumsal iş bölümünü belirliyorsa, toplumsal iş bölümü de devamında toplumun yoğunluğunu artıracaktır.

Bu yaklaşım ekseninde toplumlarda ki değişimlerin hem insanın sosyal psikolojisini hem de kurumların yeni durumunda ki işleyişini etkileyecektir. Bu nedenle tarihi olayların içerisinde toplumsal değişime dair birçok kırılma zamanları vardır. Bunlar içerisinde en önemli yapısal değişime neden olan tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişler döneminde, sanayi toplumdan da dijital topluma geçişler, işleyişlere yeni formatlar getirmiş, dolayısı ile hayatın sosyal, ekonomik, psikolojik ve yapısal işleyişi de bu duruma ayak uydurmak zorunda kalmıştır. Bu süreçler yeni yaşam kültürleri ve değerleri oluştururken bu süreçlere direnen olduğu gibi bu süreçleri benimseyip yeni durumlara ayak uydurma tercihini yapanlarda olmuştur. İnsan organizmacı yapısı itibarı ile etkileyen ve etkilenen bir varlık olduğundan yola çıkarsak; tüm olguların hem etkileyeni hem de etkileneni olarak davranış üzerinden tepki vermektedir. İşte tüm bu süreçlerin ve içinde barındırdığı olguların toplumdaki değişim ve gelişim süreçlerinde etken olduğunu ifade etmek istiyoruz.

Son olarak şunları ifade etmemiz icab eder; toplumların içinde bulunduğu her durum, bireyleri etkileyerek toplumsal davranış normlarını belirleyebilir. Kendi toplumumuzda olup bitenlerin belirleyici aktif mekanizmalarını göz önünde bulunduracak olursak; hem sosyal hayatımızın yapısal durumuna hem bireysel hayatımızda ki zihinsel dönüşümümüze nasıl etki ettiğinin farkına varabiliriz. Bu mekanizmalar bazen medya üzerinden olabiliyor bazen eğitim üzerinden bazen ekonomik ihtiyaçlar ekseninde olabiliyor bazen inanç ve kültürel işleyişlerden olabiliyor. İçinde bulunduğumuz toplumun belirleyici unsurların normatif bir hal alması için yapılması ve atılması gereken adımları belirleyecek olan sistemdir ve sistemin uygulayıcılarıdır. Daha sağlıklı toplum için daha çok sorumluluk almalıyız.  Şikâyet eden değil çözüm üreten, belirlenen değil belirleyen, güçlü ve insan merkezli değerler üreten anlamlı yapılar oluşturarak hastalıklarımızı yenebiliriz.

Necdet TOPCU

Son Güncelleme Tarihi :
Yorumlar
Henüz Yazıya Yorum Yapılmamış. İstersen İlk Yorumu Sen Yapabilirsin.
    Yorum Yaz
Yazı Paylaş
Kategoriler
Sosyoloji Gündeminden Anında Haberdar olun.

Bültenimize Üye Olarak yayınlardan ilk siz haberdar olabilirsiniz